
Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ABD’li Continental Resources ve TransAtlantic Petroleum ile imzaladığı anlaşma, Diyarbakır Havzası’nda yer alan kaya petrolü ve gazına yönelik çok büyük bir adım. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun tahminlerine göre bölgede 6 milyar varil kaya petrolü ve 566 milyar metreküp kaya gazı bulunmakta.
Milli Enerji ve Maden Politikası; ulusal enerji bağımsızlığını sağlama, ekonomik büyümeyi destekleme ve küresel enerji pazarlarında stratejik bir merkez olma hedefleriyle şekillenmiş, uzun vadeli ve çok katmanlı bir vizyon sunmaktadır. Bu vizyon yerli hidrokarbon kaynaklarının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, nükleer enerji yatırımları, uluslararası iş birlikleri ve maden stratejileriyle desteklenmektedir. Türkiye, OECD ülkeleri arasında enerji talebi en hızlı artan ülkelerden biri konumundadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Türkiye’yi enerjide bağımsız kılmak” mottosuyla koyduğu 2053 net sıfır emisyon ve tam bağımsızlık hedefi; fosil yakıtlar, yenilenebilir enerji, nükleer güç ve enerji verimliliğinin eş zamanlı geliştirilmesiyle hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye’nin yerli hidrokarbon kaynaklarını maksimize etme çabası, enerji bağımsızlığına giden yolda kritik rol oynamaktadır. Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası, 2020’de Tuna-1 kuyusunda keşfedilen 710 milyar metreküplük rezervle ülkenin en büyük hidrokarbon başarısı olarak öne çıkmaktadır. Mart 2025 itibarıyla günlük 7,5 milyon metreküp üretimle 1,5 milyon haneye gaz sağlanmış ve 2023’te devreye giren Filyos Doğal Gaz İşleme Tesisi sayesinde bu gaz şebekeye entegre edilmiştir. 2026’da 40 kuyunun tamamlanmasıyla üretim 20 milyon metreküpe çıkacak; bu da 6 milyon hanenin ihtiyacını karşılayarak ithal gazın yüzde 10’unu yerlileştirecek. 2030’a doğru gaz ihtiyacının yüzde 30’unun Sakarya sahasından geleceği öngörülüyor. Fatih, Kanuni ve Yavuz sondaj gemileriyle sürdürülen çalışmalar, 2025’te Sakarya Gaz Sahası’nın güneybatısında, Bulgaristan sınırına yakın yeni rezerv arayışlarına odaklanacak. Burada da 200-300 milyar metreküplük ek rezerv potansiyeli öngörülmektedir.
GABAR YIL SONUNDA GÜNLÜK 100 BİN VARİLİ GÖRECEK
Diyarbakır Havzası’nda ise Bakan Bayraktar’ın yakın zamanda ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında TPAO’nun ABD’li Continental Resources ve TransAtlantic Petroleum ile imzaladığı anlaşma, kaya petrolü ve gazına yönelik çok büyük bir adım. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) tahminlerine göre, Şırnak, Mardin ve Adıyaman’ı kapsayan bu bölgede 6 milyar varil kaya petrolü ve 566 milyar metreküp kaya gazı bulunmaktadır. Gabar Dağı’nda Esma Çevik ve Aybüke Yalçın sahaları halihazırda günlük 75 bin varil konvansiyonel petrol üretiyor; 2025 sonuna kadar bu rakam 100 bin varile çıkacak. Kaya gazı ve petrolü için 2025’te pilot kuyuların açılması ve 2027’de hidrolik çatlatma ve yatay sondajla günlük 100 bin varil ek üretim hedeflenmekte. Trakya Havzası’nda ise Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’yi kapsayan bölgede 566 milyon ila 1.275 milyar metreküp gaz rezervi tahmin ediliyor. TransAtlantic’in mevcut sahalarında günlük 1.500 varil petrol ve 2 milyon fit küp gaz üretilirken, yeni anlaşmayla 2025’te 10 yeni kuyu açılacak ve 2027’de üretim 20 milyon fit küpe ulaşacak.
YENİLENEBİLİR VE NÜKLEER ENERJİ İVME KAZANDI
Yenilenebilir enerji, Türkiye’nin enerji stratejisinin diğer bir temel ayağını oluşturuyor. 2035’e kadar 120 bin MW kurulu güce ulaşılması için 108 milyar dolarlık bir yatırım planlanıyor. Bu da yıllık 7-8 bin MW yeni kapasite demek. Şu anda toplam kurulu güç 116 bin 605 MW’dir ve yenilenebilir enerji payı yüzde 60’a ulaşmıştır.
Nükleer enerji, Türkiye’nin sıfır emisyonlu ve kesintisiz enerji arayışında stratejik bir unsur. Akkuyu Nükleer Santrali, Rusya iş birliğiyle 4 bin 800 MW kapasite sunacak; ilk reaktör 2025’te devreye girerek yıllık 35 milyar kWh elektrikle ihtiyacın yüzde 10’unu karşılayacak ve 30 bin kişilik istihdam yaratacak. İkinci santral için Sinop’ta 4.560 MW’lık bir proje üzerinde görüşmeler sürüyor. Trakya’da üçüncü bir santral için fizibilite çalışmaları 2025’te tamamlanacak. Türkiye, COP28’de, nükleer kapasiteyi 2050’ye kadar üç katına çıkarma taahhüdüne katılarak küresel vizyonunu güçlendirdi. Enerji verimliliği de bu stratejinin ayrılmaz bir parçası. 2024-2030 Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı, 100 milyon ton karbon emisyonu azaltmayı ve enerji yoğunluğunu yüzde 15 iyileştirmeyi hedefliyor. 2022’de yüzde 6,2’lik düşüşle dünyada öne çıkan Türkiye, akıllı şebekeler ve LED dönüşümüyle 2030’a kadar 10 milyar dolar tasarruf planlanıyor.
CEYHAN KÜRESEL PETROL TİCARETİNİN MERKEZİ OLACAK
Küresel enerji vizyonu, Türkiye’nin yalnızca kendi enerjisini değil, bölgesel ve küresel enerji güvenliğini de şekillendirme hedefini yansıtıyor. Türkiye Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde kilit bir rol oynamaktadır.
Irak-Türkiye Boru Hattı, 1973’te Kerkük-Ceyhan arasında 1,6 milyon varil/gün kapasiteyle inşa edildi ancak DEAŞ saldırıları ve IKBY-Bağdat anlaşmazlıklarıyla kapasite 500 bin varile düştü. Mart 2025’te modernizasyon tamamlanarak günlük 500 bin varil taşıma başlayacak ve IKBY’nin 400 bin varillik ek hattıyla toplam kapasite 1 milyon varile yaklaşacak. Bu, yıllık 5 milyar dolar ithalat tasarrufu sağlarken, Ceyhan’ı küresel petrol ticaretinde yeniden merkez yapacak. Bu kapsamda Bakan Bayraktar’ın Irak ziyaretinde Başbakan Muhammed Sudani, Başbakan Yardımcısı ve Petrol Bakanı Hayan Abdülgani, Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Elektrik Bakanı Ziyad Ali Fazıl ve IKBY Başbakanı Mesrur Barzani ile yapmış olduğu görüşmeler kritik önemi haizdir.
URANYUM NÜKLEER PROJELERİ DESTEKLEYECEK
Türkmenistan ile iş birliği, 19,5 trilyon metreküplük gaz rezervini Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşıyacak. 1 Mart 2024’te imzalanan mutabakat zaptıyla Trans-Hazar Boru Hattı’nın, 31 milyar metreküp/yıl kapasiteyle devreye girmesi planlanıyor. 30 milyar dolarlık bu proje, Hazar Denizi’nin 600 kilometrelik mesafesi ve 300 metre derinliği nedeniyle teknik zorluklar içeriyor ancak TANAP entegrasyonuyla ticaret hacmi 10 milyar dolara çıkacak. Diğer yandan yapılan mutabakat sonrasında Türkmenistan hattı üzerinden gelen gaz, İran’a oradan da Türkiye’ye ulaşarak BOTAŞ’ın dağıtım hattına girmeye başladı. Böylece Türkiye, 20 yıl sonra ilk kez boru gazıyla kendi sınırları olmayan bir ülkeden gaz tedariki yapmış oldu.
Somali ile 2024’te imzalanan anlaşma, Hint Okyanusu’nda 30 milyar varillik üç deniz blokunu kapsıyor. Oruç Reis 2025’te sismik çalışmalar yapacak. 2026’da ilk sondaj bekleniyor. Nijer’de 2024’te petrol, 3 altın sahası ve uranyum için anlaşmalar yapıldı. Uranyum nükleer projeleri destekleyecek. Mısır’la LNG ticareti ve Doğu Akdeniz’de ortak üretim başlarken, Cezayir’den 2025’te 6 milyar metreküp LNG ithal edilecek. Azerbaycan’la Nahçıvan’a günlük 2 milyon metreküp gaz akışı başladı. TANAP kapasitesi 2027’de 32 milyar metreküpe çıkacak. Libya’da 2022 MEB anlaşmasıyla Trablus kıyılarında üç saha için ruhsat alındı; 2025’te de sondaj planlanıyor. Angola ile 2021’de başlayan iş birliği sonucu 2025’te günlük 50 bin varil üretim hedefliyor.
ESKİŞEHİR NADİR ELEMENTLER TESİSİ İTHALATI YÜZDE 30 AZALTTI
Maden stratejisi, hidrokarbonun ötesinde Türkiye’nin enerji vizyonunu tamamlıyor. Somali, Sudan, Nijerya gibi 20 Afrika ülkesiyle lityum, kobalt, uranyum ve nadir toprak elementleri için anlaşmalar yapıldı. Eskişehir’deki Nadir Toprak Elementleri Tesisi, 2024’te 1.200 ton kapasiteyle açıldı ve ithalatı yüzde 30 azalttı; 2030’a kadar da 10 bin ton üretim hedefleniyor. Bu madenler; batarya üretimi, yenilenebilir enerji ve nükleer projeler için kritik. Elektrik şebekesi altyapısı da küresel vizyonun bir parçası; 2030’a kadar 10 milyar dolarlık yatırımla 400 bin km’lik iletim hattı modernize edilecek ve Gürcistan, Bulgaristan, Irak’la enterkonneksiyon artacak. Suriye’nin yeniden inşası için 2024’te Şam’a gönderilen heyet, savaş öncesi 8 bin 500 MW’lık kapasitenin restorasyonu için 2 milyar dolarlık proje hazırlıyor.
GELECEK PERSPEKTİFİ
Türkiye’nin gelecek perspektifi, kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle şekilleniyor. 2025-2030 arasında fosil yakıtlarla ithalat yüzde 20 azalacak ve yenilenebilir enerji payı yüzde 60’a ulaşacak. 2030-2040 arasında nükleer ve hidrojen öne çıkacak, elektrik üretiminin yüzde 80’i sıfır emisyonlu olacak. 2040-2053 arasında ise net sıfır emisyonla tam bağımsızlık sağlanacak ve Türkiye küresel enerji ticaretinde lider bir konuma yerleşecek. Bu yaklaşım, Türkiye’nin Enerji Bağımsızlığı ve Küresel Enerji Vizyonu’nu; Karadeniz’den Somali’ye uzanan hidrokarbon keşifleri, 120 bin MW’lık yenilenebilir enerji hedefi, nükleer güç, maden stratejileri ve uluslararası iş birlikleriyle tanımlıyor. ABD’li firmalarla teknoloji transferi, Irak ve Türkmenistan’la arz güvenliği, Afrika’yla maden ve enerji erişimi, Türkiye’yi bir enerji merkezine dönüştürme potansiyeline sahip. Ancak, çevresel sürdürülebilirlik, jeopolitik riskler ve finansman, bu vizyonun başarısını belirleyecek. Bu strateji, ekonomik büyüme, çevresel denge ve diplomatik ustalıkla Türkiye’yi 2053’te enerjide bağımsız ve küresel bir lider yapabilir.