
ITHRA ve Ketebe Yayınları iş birliğiyle hazırlanan Hicret: Hazreti Peygamber’in İzinde kitabının editörlüğünü üstlenen Dr. Idries Trevathan, Müslüman topluluğunun tarihi bir dönüm noktası olan Hicret’in İslam’ın sadece ibadet olarak değil, bir yaşam biçimi olarak uygulandığı yeni bir dönemi başlattığından bahsediyor. Trevathan, “Bu dönemden itibaren İslam’a kapsamlı bir din olarak bakılmaya başlandı. Müslüman toplumu, varlıklarını tehdit eden düşmanlarla çevrili küçük bir inananlar grubu olmaktan çıkıp bir ümmet haline geldi” diyor.
Hicret, kelimenin tam anlamıyla zamanı ve çağları şekillendirir. Bir milyardan fazla insan için takvimin başlangıcını ve yüzyılların düzenini belirler. Aynı zamanda, yeni bir inanç topluluğunun Mekke dışında ilk kez anlamlı bir şekilde genişlediği dönemi ifade eder. Bu, İslam algısının ve Müslüman topluluğunun doğasının sonsuza dek değiştiği, tarihi bir dönüm noktasıdır. Onlar artık sadece belirli bir şehre odaklanmış, zulüm gören küçük bir müminler topluluğu olarak görülmeyecektir. Müslümanlar, bir İslam milleti olma ve tanınabilir bir yaşam biçimi sunma yolunda emin adımlarla ilerliyorlardır… Hicret hakkında hakkında çok şey biliniyor olsa da, bildiklerimizde her zaman boşluklar olmuştur. Bir ilim merkezi olarak, sanat ve kültürel miras çalışmalarına getirdiği yeni solukla ismini son yıllarda sıkça duymaya başladığımız, merkezi Suudi Arabistan’ın Dammam şehrinde bulunan Kral Abdulaziz Dünya Kültür Merkezi - ITHRA, bir süredir Hicret’e dair bildiklerimizi ilerletmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu anlamda oldukça kıymetli bir proje olan Hicret: Hazreti Peygamber’in İzinde belgeseli ve aynı isimle Türkçeye çevrilen kitabın tanıtımı geçtiğimiz günlerde gerçekleştirildi. ITHRA ve Ketebe Yayınları iş birliğiyle hazırlanan çalışma, Mekke’den Medine’ye uzanan Hicret rotasını belki ilk kez gecesi ve gündüzüyle, zamana ve mekâna nüfuz ederek gün gün adımlamaya imkân tanıyor. Kitap Ketebe Yayınları’ndan okuyucuya sunulurken, belgeselin halka açık gösterimlerinin ilkinin Rami Kütüphanesi’nde yapılması planlanıyor.

Hicret yolunda 40 yıl
Yüzyıllar boyunca Hicret konusunda mevcut bilgideki en önemli boşluk, yolculuk esnasında izlenen kesin rotayı tespit etmek olmuştur. Güzergâhın büyük bir kısmı hem halk arasında hem de âlimler tarafından genel hatlarıyla bilinmekle birlikte, güzergâhın bazı kısımları ve geleneğin sahadaki gerçeklerle örtüşmesi zor görünen bazı veçheleri hakkında her zaman önemli tartışmalara yol açmıştır. Hicret güzergâhı üzerine 40 yılı aşkın süredir araştırmalar yapan Prof. Dr. Abdullah Alkadi, yirmi yılı aşkın bir süredir hayatını tek başına Kur’an-ı Kerim ve Siyer coğrafyasını incelemeye adamış bir isim. Peygamber tarafından Mekke’den Medine’ye yapılan bu çığır açıcı yolculuğun izini sürmek için sayısız saat ve gün ayırmış ve kilometrelerce yol kat etmiş. Bu çalışma sırasında, veri toplamak, GPS koordinatlarını kaydetmek, yer işaretlerini tanımlamak, mesafeleri hesaplamak ve rotayı yürüyerek kat etmek için birçok saha gezisi gerçekleştirmiş. Hadislerden Siyer literatürüne, rivayetlere, tarihî belgelere ve haritalara kadar mevcut her kaynağa başvurmuş. Google Earth’ten alınan bir dizi uydu görüntüsüne ve bu alanlardan çekilen gerçek fotoğraflara dayanarak her bir alan için şematik ve ayrıntılı alan araştırma haritaları üretmiş. Bu keşif gezilerinin çoğunda, aralarında bu kitabın bir parçası olarak fotoğraflarına yer verilen ödüllü İngiliz fotoğrafçı Peter Sanders’ın da bulunduğu tanınmış fotoğrafçılar kendisine katılmış. Tüm bu bilgileri bir araya getirerek, yolculuğu çeşitli yer işaretleri ve arazilerle ilişkilendirerek, saat saat, gün gün zaman dilimlerine ayırmayı başarmış. Alkadi, özenli araştırmaları sayesinde, Hicret üzerine daha önce yapılmış çalışmaları düzeltip genişleterek, bu son derece önemli yolculuğun görsel referanslar aracılığıyla en doğru anlatımını Hicret: Hazreti Peygamber’in İzinde çalışmasıyla İslam alemine sunuyor.

Bu coğrafya hakkında farkındalık oluşturulmalı
Alkadi, şu anda Hicret konusunda önde gelen uzman isimlerden biri kabul ediliyor. Araştırmasının sonuçları ve uyguladığı özel metodoloji artık Suudi Arabistan’daki üniversitelerde öğretiliyor. Son araştırmaların Hicret güzergâhının daha doğru haritalandırılmasına nasıl katkı sunduğunu anlatam Alkadi, “Öncelikle, son on yıldır bu projeyi kolaylaştırdığı için Suudi hükümetime teşekkür etmek istiyorum. Son dönemde Vizyon 2030 çerçevesinde, özellikle iç güzergahlara odaklanarak bu proje daha da pekiştirildi ve hayata geçirildi” diyor. Ardında kendisine sıkça sorulan, “Hicret hakkında araştırma yapmaya sizi yönlendiren motivasyon neydi?” sorusunun yanıtını şöyle veriyor: “Çocukluğumdan beri Hz. Peygamber’in (sav) hayatını okumaya büyük ilgi duyuyordum. Ancak asıl mesleki geçmişim mimarlık ve şehir planlama üzerine olduğu için, mekânsal konulara olan ilgim beni Hicret güzergahları üzerine yoğunlaşmaya yöneltti. Siyeri ne kadar çok okursanız okuyun, eğer olayların geçtiği sahaya gitmezseniz onu tam anlamıyla kavrayamazsınız. Bu yüzden, Hz. Peygamber’in hayatını coğrafi bir ansiklopedi şeklinde ele alma fikri doğdu. Hicret araştırmalarına başlamamın temel sebebi buydu.” Doğup büyüdüğü topraklarda olmasına rağmen, sahaya çıkmadan Hicret’in ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadığını fark ettiğini söyleyen Alkadi, “Ayrıca Suudi Arabistan’ın Peygamber’in yaşadığı coğrafyası konusunda da bir farkındalık oluşturmamız gerektiğini düşündüm. Çoğu insan Suudi Arabistan’ı sadece kum tepeleriyle özdeşleştiriyor fakat saha araştırmaları sırasında vadileri, geçitleri, sarp kayalıkları ve tüm bu doğal engelleri bizzat görmek beni çok etkiledi. Hz. Peygamber’in ve ona eşlik edenlerin bu zorlu yollardan geçtiğini görmek, onların ne denli büyük bir mücadele verdiğini anlamamı sağladı” diyor.
Peygamber’in izinden gitme imkânı
Nadir mushaf çalışmalarından, Kabe’deki Osmanlı dönemi revaklarına bir dizi çalışmada imzası bulunan ITHRA Müzesi İslam Sanatları Küratörü Dr. Idries Trevathan, ITHRA ve Ketebe Yayınları iş birliğiyle hazırlanan kitabın editörlüğünü üstleniyor. Bu çalışmanın türünün ilk ve en kapsamlı örneği olduğunu söyleyen Trevathan, akademisyenler, tarihçiler ve sanatçıların yardımıyla ve bir dizi farklı medya aracılığıyla bu çalışmanın Peygamberimiz’in izinden gitmeyi amaçladığını anlatıyor. Trevathan, “Bu önemli yolculuk sırasında onun hareketlerinin izini sürüyor ve Mekke’deki evinden daha sonra başka bir isimle, Medinetü’n Nebi, yani Peygamber’in Şehri diye anılacak vaha kenti Yesrib’e doğru yola çıkarken neler olduğunu inceleme imkânı elde ediyoruz” diyor. Fiziksel anlamda Hicret yolculuğunun, aralarında yaklaşık 450 kilometre mesafe bulunan iki şehir arasında sadece sekiz gün (Sevr mağarasında geçirilen ilave üç gün hariç) sürdüğü biliniyor. “Hicret’in daha geniş anlamı ise yeni bir çağın, bir medeniyetin, bir kültürün ve bir tarihin başlangıcına işaret etmesidir” diyen Trevathan, “İslam’ın mesajına ilişkin iki büyük dönemin, Mekke ve Medine dönemlerinin arasında bir geçiş çizgisine işaret eden Hicret, İslam’ın sadece ibadet olarak değil, bir yaşam biçimi olarak uygulandığı yeni bir dönemi başlatmıştır. Siyaseti, ekonomiyi, sosyal etkileşimleri ve hayatın diğer tüm yönlerini kapsar bu yaşam biçimi. Bu dönemden itibaren İslam’a kapsamlı bir din olarak bakılmaya başlandı. Müslüman toplumu, varlıklarını tehdit eden düşmanlarla çevrili küçük bir inananlar grubu olmaktan çıkıp bir ümmet haline geldi” açıklamasını yapıyor.

Kamerasını Hicret güzergâhına çevirdi
Hicret: Peygamber Hazretleri’nin İzinde belgeselinin yönetmenliğini Müslüman dünyanın önde gelen film yapımcılarından Ovidio Salazar üstleniyor. Daha önce Mekke Günlükleri ve Kimya-ı Saadet belgesellerinin de ödüllü yönetmeni, 40 yılı aşan sinema tecrübesi ile kamerasını Hicret güzergâhına çeviriyor. Salazar’ın kutsal topraklarla tanışıklığı henüz genç bir delikanlı olarak geldiği İstanbul’da karşılaştığı bir kartpostal ile başlıyor. Salazar, bu karşılaşmayı şöyle anlatıyor: “Bir gün, belki Sirkeci’de belki başka bir yerde yürürken, yere düşmüş bir kartpostal gördüm. Yüzü aşağı dönüktü, kartpostalı aldım. Üzerinde Kâbe-i Şerif’in bir resmi vardı ama yırtılmıştı. Tozunu silkeleyip cebime, kalbime yakın bir yere koydum. Ve ‘kutsal sembollere saygı göstermeliyiz, onları kalbimize yakın tutmalıyız’ diye düşündüm. O zamanlar henüz Müslüman olmamıştım ama İslam’ın imgelerine saygı duyulması gerektiğini anladım.” Salazar, daha sonra İslam ile müşerref olmuş. Peygamber’e ve Allah’a duyduğu sevgiyle sanat aracılığıyla İslam’ın yüceliğini yansıtan görseller ve filmler üretmeye çalışmış. Yıllarca sinema sektöründe çalıştıktan sonra, bir gün ansızın Dr. İdries Trevathan’ın teklifiyle projede dahil olmuş. Uzun süredir Müslüman olmasına rağmen Hicret’le ilgili çok bilgisi olmadığını itiraf eden Slazar, “Sadece Cidde veya Mekke’den Medine’ye otoyoldan hızlıca gidildiğini düşünüyordum. Ama bu yolculuğa çıkma fırsatım olunca, bunun büyük bir onur olduğunu hissettim. Yolculuğumuz sanırım üç gün sürdü. O günler boyunca pek çok izlenim edindim. Peygamber Efendimiz’in burada Mekke’ye dönüp son kez baktığı ve artık geri dönüş olmadığını söylediği yeri gördüm ve buranın bir dönüm noktası olduğunu farkettim” açıklamasını yapıyor. Salazar, film boyunca bir dizi güçlü ve çağrıştırıcı film aracılığıyla, drone sinematografisi, hızlandırılmış ve kızılötesi sinematografi kullanarak manzaranın özünden ve ruhundan bir şeyler yakalıyor. Yerel Suudi aktörler ve sanatçıların yer aldığı teatral ve dramatik canlandırmalarla hikâyeye farklı bir anlatım katıyor. Bu filmler için kullandığı araştırma yöntemi, kendi ifadesiyle, yüzeyin altında yatan hikâye ve hafıza damarlarını ortaya çıkarmak amacıyla öznenin ve manzaranın farklı katmanlarını kazmak anlamında “derin haritalama” kavramına dayanıyor.
Merhaba, sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynak oluşturur. Lütfen diğer kullanıcılara ve farklı görüşlere saygı gösterin. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanmayın.

Sizi ALLAH mı yolladı? Rabbim yardımcınız olsun.Teşekkürler