T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
O K U R S Ö Z C Ü S Ü | 26 HAZİRAN 2006 PAZARTESİ | ||
|
Mesleki refleks iyi de, ideolojik 'şartlanma' bazı gazetecileri fena 'ofsayt'a düşürüyor. 31 Mart olayını anma haberi ve Bodrum'daki 'Inde deus abes yazısı' çok güzel örneklerdi. Millet niçin medyaya inanmıyor sorusunun cevabı biraz da buralarda. Mesleğiniz, sizi bazı şeylere karşı duyarlı yapar. Ayakkabıcıysanız, gayrı ihtiyari, insanların ayaklarına bakarsınız. Çok az kimsenin önemseyeceği şeyleri, ayakkabıda nasıl deri kullanıldığını, tabanının, topuğunun hangi malzemeden yapıldığını anlamak istersiniz. Modeline dikkat edersiniz. Takı işleriyle uğraşan, bu işlerin imalatını yapan bir dostum, -küpe ve gerdanlık imal ediyordu- biraz da utanarak, "Ne zaman kadın görsem, boynuna ve kulaklarına bakıyorum" demişti bana. Yani, 'mesleki refleks' diye bir şey vardır ve normal şartlarda anlayışla karşılanır. Doğal olarak, gazeteci milletinin de refleksleri var. Bu refleks, sözgelimi, olaylara 'haber almayı ve haber vermeyi' önceleyen bir dikkati yansıtıyorsa sağlık alameti olarak görülebilir. Bir de başka türlü bir refleks var. Bu rafleks, 'andıç' kokusu olan işlerde ve 'din'le alakası olduğu varsayılan olaylarda pat diye ortaya çıkıyor. Sözgelimi, bir kaç ay önce Yeni Şafak araştırınca aslı olmadığı anlaşılan 31 Mart kutlaması haberi, 'başka türlü reafleks' kapsamına giriyor. Hani, Prof. Ali Atıf Bir, kendisine gelen bir e-posta mesajından ilham alarak, bir üniversitede bazı öğrencilerin 31 Mart Vakası'nı kutladıklarını yazmış, daha sonra Yeni Şafak, yeryüzünde hiç kimsenin 31 Mart Vakası'nı kutlamadığını -bilmeyenlere- öğretmişti. CHP lideri Baykal da, siyasetçi refleksiyle, bu hayal mahsulü haber üzerine fikirler bina etmişti. Benzer bir 'refleks' vakasıyla, bir iki hafta önce karşılaştık. Bunlar aslında iyi şeyler, 'medya'nın güvenilirliği ve ciddiyeti konusunda halkı bilinçlendiriyor. Anlatayım. 13 Haziran'da iki-üç gazetede, INDE DEUS ABEST yazısı ile ilgili haber vardı. Habere göre, Kültür Bakanlığı, Bodrum'daki zindanın girişindeki "tanrının bulunmadığı yer'' anlamına gelen bu '500 yıllık' yazıyı yazıldığı taştan kazımaya karar vermişti. Milliyet "Bakanlıktan tarihe sansür" diye veriyordu haberi. Sabah'ta ise durum daha vahimdi. "500 yıllık yazıya şaşırtan sansür" diye 1. sayfanın manşetindeydi haber. Yani bir 'irtica' vakasıyla karşı karşıyaydık. Yazıya hemen nasıl da sahip çıktılar. Meğer tarihi eserleri ne çok severlermiş. Sonra anlaşıldı. 'Sahte' tarihi yazıyı, 13 yıl önce, zamanın işgüzar müze müdürü yazdırmıştı. Bizim 'gazeteciler' 'ikitelli refleksi'ne kurban gitmişlerdi. Bazı arkadaşlar ofsayta ne kadar çok düşüyor!
Çeçenlere 'isyancı' denilir mi?
Usul böyle. Seni kuşatıyorlar. Sonunda, işgal altında bir ulus olarak, sana yabancı bir 'devlet'in 'iç mesele'si oluyorsun. Sesini çıkardığın zaman, 'ayrılıkçı' diyorlar.
Çeçenler. İmam Şamil'in gerçek mirasçıları. Doğu Türkistanlılar, uygarlığımızın, Asya'nın ortasındaki temsilcileri, Kaşgar'ın, Yarkent'in, Urumçi'nin yoksul ve terkedilmiş sakinleri. Keşmirliler, Himalaya eteklerindeki 'eski dünya düzeni' rehineleri. Tabii ki, Filistinliler, Sancaklılar, bütün Rumelililer, Patanililer, Moro'lar ve daha birçokları. Usul böyle. Seni kuşatıyorlar. Sonunda, işgal altında bir ulus olarak, sana yabancı bir 'devlet'in 'iç mesele'si oluyorsun. Sesini çıkardığın zaman, 'ayrılıkçı' diyorlar. Bazen, garip şeyler de oluyor. Mesela, bizim ulusalcılar, 'Avrasya' aşkları yüzünden, Doğu Türkistan'daki işgalin konuşulmasını hiç istemezler. Çin'in hatırını saydıkları için. Doğu Türkistanlılar, belki de, yeryüzünün en 'susturulmuş' topluluğudur. Çeçenistan için de geçerli bu. Rusya'ya karşı ayıp olmasın diye, Çeçenler'in az konuşulmasını isteyen 'milliler'imiz vardır. Önceki gün, Yeni Şafak'ın 6. Sayfasında bir haber vardı. Çeçenistan'ın yeni lideri Doku Umarov'un açıklamalarını içeren bir haber. Başlık, "Umarov: Çeçen direnişi sürecek" diye yazılmıştı. Buraya kadar hiç sorun yok. Haberin devamındaki 'redaksiyon' sorununu, okurlarımızın uyarısı üzerine gördüm. Ne yazık ki, bütün haberleri ayrıntılarına kadar incelememiz her zaman mümkün olmuyor. Haber, ajans haberiydi ve ajansın kullandığı dil, bizim bu konulardaki hassasiyetlerimiz doğrultusunda 'ıslah' edilmemişti. Umarov hakkında, 'isyancı' lider, deniliyordu haberde. Bir açıdan bakıldığında, 'isyan' güzel kelime. Baskıya isyan etmek, kötü bir şeye isyan etmek, İsmet Özel'in şiirindeki gibi 'evet isyan' demek, güzel. Ama, haberdeki 'atmosfer' oradaki 'isyan' kelimesinin 'şiirsel' içeriğini yansıtmıyor. Yani gerçekten, 'isyancı' yerine 'direnişçi' kelimesi kullanılmalıydı diye düşündürüyor insana. Okurlarımız Kayhan Doğru ve Muhammed İkbal, serzenişlerinde haklılar. Ama eminim, Yeni Şafak'ın bu konulardaki tavrını biliyorlar ve Umarov haberindeki 'isyan' kelimesini 'kronikleşmiş' bir olgu olarak görmüyorlar. İki okurumuza da, ilgileri için teşekkürler.
YAKUP YILDIZ
ŞEHADET BULUT
- Arkadaşlarımız, sözünü ettiğiniz eksiklikleri giderecek veri tabanını hazırladılar. Arşiv verilerini yüklemeye başladılar. Yükleme işlemi bittiğinde, eski yazı ve haberlere ulaşmak daha kolay olacak. Zannediyorum bir-iki hafta sürer. AHMED YASİN ELKİ
- 'Baskılar' her zaman haber değeri taşır. Sizin mektubunuzun geldiği gün ve takip eden günlerde Özgür-Der yöneticilerinin haberi Yeni Şafak'ta görüldü. Görülmeye devam edilecek. Konuyu yakından izliyoruz. HASAN NURHAN
|
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |