İhtişamlı bir isyan kılavuzu Titanların Savaşı

Naz Emel Koç
00:004/04/2010, Pazar
G: 3/04/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
İhtişamlı bir isyan kılavuzu Titanların Savaşı
İhtişamlı bir isyan kılavuzu Titanların Savaşı

Üç boyutlu ve ihtişamlı görselliğiyle dikkat çeken haftanın filmlerinden Titanların Savaşı Yunan mitolojisinden tanıdığımız karakterleri bir kez daha beyaz perdeye taşıyor. Fransız yönetmen Louis Leterrier'in yönettiği film çok tanrılı inanç sistemini konu alırken her türlü tanrı inancına eleştiri getiren, insan olmayı yücelten bir muhtevaya sahip.

Antik dönemde geçen filmin konusu şöyle: Mitolojik tanrı Zeus'un insandan olma oğlu Perseus sıradan biri olarak hayatına devam etmektedir. İnsanların, inandıkları tanrılara kafa tutmasıyla Perseus insanlar ve tanrılar arasındaki savaşın ortasında kalır ve ailesini kaybeder. İnsanların savaşı kazanmasının tek yolu Perseus'un yarı tanrı olduğunu kabul edip, güçlerini kullanmasıdır.


YİNE YUNAN MİTOLOJİSİ

Çok değil, birkaç hafta önce vizyona giren Percy Jackson ve Olimposlular filmi Yunan Mitolojindeki çeşitli karakter ve unsurları beyaz perdeye taşımıştı. Daha önce de değindiğimiz film özelde ergenlere hitap ederken mitolojideki bu unsurların günümüzde benimsenmesi noktasında önemli bir işleve sahipti. Titanların Savaşı ise konu edindiği benzer karakter ve kavramlar üzerinden tanrı inancına kendince bir yorum getiriyor ve adeta Tanrının nasıl inkâr edileceği konusunda insanlara yol gösteriyor. Film Yunan mitolojisindeki tanrılar ile ona isyan eden insanlar arasındaki savaşı anlatırken sanki Kuran'ı Kerim'de anlatılan şirk ve küfürle ilgili ayetlere hayat veriyor.


FİRAVUNDAN İZLER

Kuran-ı Kerim'in indiği döneme kadar yaygın olan çok tanrılı inançlarla mücadele Peygamberlere düşen önemli görevlerin başında yer alıyordu. Günümüzde çok tanrılı inanç sistemleri popülerliğini yitirse de insanların Allah'a iman etme biçimindeki problemler ortadan kalkmış değil. Titanların Savaşı'nda inandıkları Yunan tanrılarına isyan eden insanlar da, onlarla güç mücadelesine giren sözde tanrılar da tanrı kavramını sorgulamayı meşru kılabilecek önermeler sunuyorlar. Filmde anlatıldığı gibi ışıltılı zırhlar giyip tahtına oturan, insanlarla yapacağı savaşta canavarlardan yardım bekleyen bir tanrıyı düşündüğünüzde bu sorgulama çok da ilginç olmuyor. Zeus'un insanların sevgisine ihtiyaç duyduğunu söyleyip durması da bu acziyetin altını çizme adına bulunmuş ucuz bir yöntem.

Filmdeki isyankâr insanlar Olimposluları tanrı olarak gördüğü halde onlara kafa tutmaktan çekinmiyor, onlara dua etmeyi reddediyor. Yarı insan yarı tanrı olarak nitelenen karakter Perceus, sahip olduğu iki özellik arasında kalmış. Ancak o inatla insan yanını seçip, bir tanrı gibi olmayı reddediyor. Perceus'un Zeus'u takdir etmek için kullandığı "neredeyse insanca bir istek" sözünün ise, insan olmayı kutsama maksatlı yazılmış bir replik olduğu gözden kaçacak gibi değil.


İNSANI KÖRÜKLÜYOR

Bilimsel gelişmelerle birlikte kibri gitgide artan insanoğlunun son zamanlardaki en önemli problemlerinden biri de kendini her şeye muktedir görme gafleti. Filmde insanoğlunun bu zaafı başarıyla körükleniyor. Titanların Savaşı anlatımıyla tanrıların varlığını inkâra götürecek bir söylemden bilerek uzak duruyor. Onun yerine "evet tanrı ya da tanrılar var ama biz onlara itaat etmek zorunda değiliz" demeyi tercih ediyor.

Klasik drama kalıplarının insanlar üzerindeki etkisini hesaba kattığımızda seyircilerin çoğu seyrettiği savaşta kendini insanların tarafını tutarken bulacaktır. Üstelik havada savrulan yaratıcıyı inkâr ve isyan sözcüklerini duymadan… Ola ki savaşta Olimposluların tarafını tutan çıkarsa onlar da şirk gibi bir tehlikeyle yüz yüze kalacaklar… Özetle söyleyecek olursak, seyrederken filme fazla kapılmamakta yarar var.


NEDEN SEYRETMELİ

Teknolojinin her türlü imkânından yararlanılmış üç boyutlu, gösterişli bir film seyretmek istiyorsanız Titanların Sanaşını öneriyoruz.


NEDEN SEYRETMEMELİ

Aceleye gelmiş gibi duran zayıf senaryo ve sunduğu anlam dünyası için…


Yeni Sinemacılar harekete geçti

Gişe filmlerinin aksine bir derdi olan filmlerin altında imzası olan sinemacılar Yeni Sinema Hareketi adıyla bir araya geldi. Sinemacıların ilk eylemi 23 Nisan-10 Mayıs arasında Feriköy Sineması'nda...

Sinemada alanında üreten ve düşünen yönetmen ve yapımcıları bir araya getiren Yeni Sinema Hareketi sinemada yeni bir dönemi başlatmaya hazırlanıyor. Gişe filmlerinin aksine bir derdi olan filmlerin altında imzası olan sinemacılar, ilk eylemini Feriköy Sineması'nda 23 Nisan-10 Mayıs arasındaki 17 filmin gösterimiyle yapacak. Hareketin duyurusu için bir araya gelen Yeni Sinemacılar'dan Yapımcı Yamaç Okur, yönetmenler Hüseyin Karabey, İnan Temelkuran ve Özcan Alper Yamaç Okur, grubun dayanışma ve iletişim konusuna önem verdiğini vurgularken yönetmen İnan Temelkuran filmlerini çekerken aynı zorlu süreçlerden geçtiğini fark eden insanlar olarak bir dayanışma ihtiyacı duyduklarını ve Yeni Sinema Hareketi'nin böyle doğduğunu kaydediyor.


AHLAKLI SİNEMA

Temelkuran grubun genişlemeye açık olduğunu ve aynı düşünce yapısına sahip isimlerin zaman içinde bu oluşuma katılacağını söylüyor. Hüseyin Karabey ise amaçlarının kişisel bir çıkar grubu yaratmak olmadığını, sinemanın ahlaklı ve eşit biçimde yapılması için çaba harcadıklarını ifade ediyor. İleride grubun ilkelerinin de yayınlanacağını belirten Karabey "Gerektiğinde elimizi taşın altına koyacağız" diyor. Grubun kültürel ya da estetik bir ortak payda etrafında biraraya gelmediğini ancak etik bir duruşu paylaştıklarını dile getiren Özcan Alper ise görüşlerini şöyle paylaşıyor: "Tekil bir karşı çıkış yerine toplu öneriler şeklinde çaba sarf edeceğiz. İsyan edip kendi kabuğuna çekilmeyeceğiz; yapıcı öneriler getireceğiz"


YAPIMCI MIYIZ YÖNETMEN Mİ?

Yapımcı Serkan Çakarer ise Türkiye'de film üretiminin yılda 20'den 70'e çıkmasına rağmen devlet kurumlarının, televizyonların ve dağıtım organizasyonunun hala az sayıda filme göre yapılandığını ve yapısal düzenleme yapılmazsa çıkışta sanılan Türkiye sinemasının birkaç yıl sonra çakılabileceğine dikkat çekiyor. Çakarer gruptaki yönetmenlerin çoğunun aynı zamanda yapımcılığa da kafa yormak zorunda kaldığını hatırlatıyor.

SANAT KAYGILI FİLMLER SALON BULAMIYOR

Yönetmen Özcan Alper de bir başka gerçeğe dikkat çekiyor. Film dağıtımının birkaç şirketin iyi niyetine bağlı olmaması gerektiğini ifade eden Alper, sözlerine şöyle devam ediyor: "Seyircisi yok denen filmler tanıtım yapılamadığından, yer bulunmadığından izlenemiyor. İstanbul'da bile yer yok. Halbuki Avrupa'da nüfusu onbeşbini geçen yerleşim yerlerinde belediye ya da hükümet sinema salonu kurmak zorunda. Bu konu bir sinema izleyici, bir sinema kültürü yaratma meselesi. Bizde devletin, belediyenin finanse ettiği sinematekler yok."