Haset sana "Ayıpla" derse sen dua et

Ahmet Cevdet Usta
00:0016/05/2012, Çarşamba
G: 16/05/2012, Çarşamba
Yeni Şafak
Haset sana "Ayıpla" derse sen dua et
Haset sana "Ayıpla" derse sen dua et

Büyüyen Ay Yayınlarının okura sunduğu Adab-ı Makal/ Konuşmanın Adabı, 16. yüzyıl Anadolusu'ndan okura ulaşan bir iletişim bilimi ve bilgelikler kitabı

Yunus Emre'nin "Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü" mısrası ile başlayan gazeli, birçok kişi tarafından şerh edildi bugüne kadar. İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısri, Şeyh Ali Nevrekani, İbrahim Has, Turgut Çalpan ve Şeyhzade bu gazeli şerh eden önemli edebiyatçılardan. Geçtiğimiz günlerde Büyüyen Ay Yayınları, İsmail Hakkı Bursevi, Niyazi Mısri ve şiiri ilk şerh eden kişi olan Şeyhzade'nin şerhlerini bir arada sunan bir kitap yayınladı. Çıktım Erik Dalına isimli kitabı yayına hazırlayan Suat Ak, bu üç zata ait olan şerhlerin "Yunus Emre'nin remz yoluyla söylediği ve ariflerden başkasının anlamayacağı bazı irfani bilgileri kavratıcı mahiyette olduğunu vurguluyor. Ak'ın şerhler hakkındaki kısa yorumu şöyle:

Üzümden murad vahdet şarabı

"Niyazi Mısri Hazretleri'nin yazmış olduğu şerh, şiiri bütün mana ve maksadıyla kucaklayıcı ve bütünlük içinde açıklayıcı niteliktedir. Şeyh'in şerh ve mana verişine göre Yunus Emre'nin bu şiiri, maneviyat yoluna girmeye ve batınî ilimleri tahsile talip olanları ikaz edici ve yol göstericidir. İsmail Hakkı Hazretleri, şiiri, tasavvufi bir derinlik içinde şerh etmiş; Şeyhzade ise, mevzuyu çok geniş meseleler çerçevesinde mütalaa ederek, sırri manalar yüklediği 7 sayısına bağlı ilmi, ahlaki, itikadi ve ameli bilgiler vermiştir."

Son olarak Şehyzade derinlikli şerhinden kısa bir bölüm aktaralım:

Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü/Öküz ıssı bana dir, uğurladun kozumı

Anlamı: Yunus'un bu beyitte "erik dalı" dediğinden muradı, ruh ağacı; "üzüm dediğinden muradı, vahdet şarabı; ve "öküz" dediğinden muradı, ruhun bineği olan vücud'tur. Uğurluk, yani hırsızlık yapan dediği ise aşık ve maşuktur. Hırsız olan kalptir ki, hem çalar, hem çalınır... Kalbin tasarrufuna girmiş akıllar, hayran ve kendinden geçmiş vaziyettedir. Yunus'un koz, yani ceviz dediği ise, sonsuz ilahi maarif sırlarına mahfaza olan insanın yüce başıdır ki, içindeki kâmil akıl vasıtasıyla manevi makamlara geçilir.

Bir gönül hastalığı ve şifası

Yayınevinin okura sunduğu bir diğer değerli çalışma Konuşma Adabı/ Adab-ı Makal ise 16. yüzyıldan bugüne ulaşan bir iletişim kitabı. İstinsahı Yunus Bin Veli tarafından 1588 yılında yapılan kitabın müellifi maalesef bilinmiyor. Eserde ağırlıklı olarak konuşma adabı, dile hakim olmanın önemi, az konuşmanın fazileti, lanet etmenin yanlışlığı, latife ve alay etmenin sakıncaları, gıybet, kovuculuk, öfkeyi giderme, hasedin, cimriliğin kötülüğü, cimri ve cömert arasındaki fark, mal ve makam hırsının sakıncaları, riya ve uykunun edepleri gibi konular işleniyor. Her bir konu, ayet, hadis, kıssa ve misallerle destekleniyor. Eser eski Anadolu Türkçesi'nin tüm inceliklerini barındırması yönüyle de dikkat çekiyor. Bir kimseye bir nimetin ulaştığını görüp onu yok olmasını dilemek olan hasetin ilacı kitapta şöyle aktarılıyor: "Bil ki haset, gönlün büyük hastalığıdır. Bunun ilacı da ilim ve amel macunuyladır. İlim olan ilaç şudur: Şöyle bilsin ki haset, dünyada ve ahirette kendinin ziyanıdır ve haset ettiği kimsenin dünyada ve ahirette faydasınadır. Öyleyse herkes hasedin katilin zehri olduğunu bilsin ve eğer aklı varsa hasedi kendinden uzaklaştırsın. Mesela eğer haset ona "Ayıpla" derse dua etsin, "Kibirlen" derse alçak gönüllülük göstersin, "Onun nimetinin yok olmasına çalış" dese ona yoldaşlık etsin. Bunun gibi tesirli bir ilaç olmaz ki arkasından ona dua etsin, takdir etsin, o işittiği zaman gönlü hoş olsun. Onun gönlü hoş olduğunda onun ışığı bunun gönlüne düşüp bunun da gönlünü hoş olarak düşmanlığı kesilsin."

Hakikat / tahkik/ öz biatı

Son olarak Türk tasavvuf edebiyatının önde gelen isimlerinden Sun'ullah Gaybi'nin Sohbetnâme, Biatnâme ve Devre-i Arşiyye isimli üç eserini bir arada sunan kitaptan bahsedeceğiz. H. Rahmi Yananlı'nın yayına hazırladığı bu üç eserden ilki olan Sohbetnâme, Gaybi'nin 1649 yılında intisap ettiği Aksaraylı Şeyh İbrahim Efendi'nin sohbetlerinde dinlediği, kendi deyimi ile "kudsi sözlerin ve güzel ibarelerin bilâ- ziyade velâ-noksan asli temizliği üzere" zapt ve naklinden ibarettir. Biatnâme ise söz vermenin, ahde vefa göstermenin hakikatini araştıran önemli bir eser olma özelliği taşıyor. Yazar, biatın hakikatinin gönül ve muhabbet biatı olduğunu tesbit eder. Bazı zamane şeyhlerinin biatının suret/ taklit/ söz biatı, bazılarının ise hakikat / tahkik/ öz biatı olduğunu belirtir. Suret biatından hiçbir şey hasıl olmayacağını, hakikatinden ise Hakk'a vuslat hasıl olacağını açıklar. Son kitap olan Devre-i Arşiye, tasavvuf edebiyatımızın devrelerinden, Allah'ın uluhiyet, gayb ve görünmez halden, fiiler ve sıfatlar şeklinde tecelli ile görünür, bilinir hale gelmesinin macerasını konu edinir. Buna tevhit dairesinin iniş kavsi denir. Ferşten Arş'a giden kavse ise çıkış kavsi denir. Bu iki kavsin birleşmesi ile tevhit dairesi tamamlanır. 99 beyitten oluşan eserin ilk beyti şöyle:

Bir vücuttur cümle eşya ayn-ı eşyadır Hüda, /Hep hüvviyettir förünen, yok Hüda'dan maada

Anlamı: Alemde görünen ve bilinen bütün nesneler bir tek varlıktır. Allah bu nesnelerin ta kendisidir. Hep O'nun kimliğidir görünen, Allah'tan başkası yoktur. Her hangi bir şeyi Allah'tan ayrı ve başka bilmek, o şeyi Allah'a ortak koşmaktır.