
Belçikalı Türk yönetmen Sümeya Kökten, 2 Ekim'de vizyona girecek olan Vesvese: Cin Tuzağı filmiyle korku- gerilim sinemasına farklı bir soluk getiriyor. Türk korku filmi çeken ilk kadın yönetmen unvanına da kavuşan Kökten, bugüne kadar insanları gerdiğini şimdiyse direkt olarak korkutacağını söylüyor.
Son dönemde Türk sinemasında korku ve komedi filmleri ön plana çıkıyor. Hatta bu iki türün dışında hemen hemen hiç film yok sinemalarda. Olanlar da salon yetersizliğinden vizyona giremiyor. Belçikalı Türk yönetmen Sümeya Kökten, 2 Ekim'de vizyona girecek olan Vesvese: Cin Tuzağı filmiyle korku- gerilim sinemasına farklı bir soluk getiriyor. Türk korku filmi çeken ilk kadın yönetmen unvanına da kavuşan Kökten, bugüne kadar insanları gerdiğini şimdiyse direkt olarak korku verdiğini söylüyor. Sinemanın her türünde film çekmek isteyen Kökten'in elinde daha bir dolu proje var. Merak edenler için detaylar söyleşimizin içinde...
Bu sefer gerilim, psikolojik değil bu sefer gerçekten cin meselesi... (Gülüyor) Tavsiye üzerine bu kez direkt bir korku filmi çektim. Senaryoyu yazdım, okuttum, çevremdeki insanların da hoşuna gitti. Senaryo üzerinde iki sene uğraştım ama değdi.
Korku filmi korkutmak için çekilir. İzleyenler adrenalini yaşayacak. Bazı yerlerde ben bile korktum. Bunun sözü, garantisi var. Hem de bir kere, iki kere, on kere değil. Her üç dakikada bir koltuğundan sıçrayacak. Etkili sahnelerimiz var.
Polislikten geliyor. (Gülüyor) İşim gücüm yoktu masa başında senaryo yazıyordum. Doğru söylüyorum. Çok hikaye yazdığım oldu. Bunları bir gün bir yerde kullanırım diyordum.
Genç bir kız kıskançlığından sevgilisine büyü yaptırıyor, aşkımdan kör olsun diye. Aslında çocuğun küçüklükten kalan bir laneti de var. O lanetlerle birlikte çocuk iyice deliriyor. Aileden, yakın çevremden duyduğum hikayelerden yola çıktım. Hepsini birleştirdim.
Belçika'da korku filmi diye bir kültür yok. Belçika'da daha çok festival filmleri yapılıyor. Benim daha önceki yaptığım filmler gibi sanatsal. Belçika'da ticari anlamda doğru düzgün bir film yok. Kültür Bakanlığı'ndan destek almayan filmler sinemaya çıkamıyor. Belçika'da sinema kültürü yok aslında. Olan filmler de senede onbeş yirmi film. Belçika'da yapımcı olmak, sinemacı olmak zor.
Türkiye'de bu kış bir aşk filmi çekeceğim. Bir de köyüme gitmek istiyorum, Emirdağı'na. Orada korku filmi çekmek istiyorum. Hem tatil yapıp hem film çekeceğim. Ekibim de çok istiyor. Aşk filminiyse 14 Şubat'a yetiştireceğiz inşallah.
Evet, öyle bir arzum var. Bazı arkadaşlarım "Bir tarz seç ve o tarzda usta ol" diyorlar. Bir oto satıcısı arabanın tekerinden de anlar, motorundan da anlar, kaportasından da anlar. Ben de öyleyim. Sinemanın her alanında olmak istiyorum.
Ben de siz söyleyince fark ettim. Evet, hep öyle oldu. Hay Allah. (Gülüyor) Çatışma unsuru daha kolay olduğu için öyle yapıyorum galiba.
Polisim ama ara verdim, en fazla beş sene ara verebiliyorsunuz. Polislerle ilgili bir projem var ama pozitif olmadığı için yapamıyorum. İstifa etmem gerekiyor. On senemi polisliğe verdim, film yapmazsam olmaz. Bir senaryo yazdım organ mafyası üzerine tam bir polisiye ama sattım senaryoyu, ben çekemezdim.
Belçika'da çok oyuncu var ama yeterli yapım yok. Oynamaya açlar. O yüzden yönetmenlere oyuncular mail atıyorlar. Bana da oradaki oyuncu arkadaşlarım "ne zaman Belçika için bir film çekeceksin" diye soruyorlar. Kültür Bakanlığı'ndan da böyle bir beklenti var. Bana, "Gittin Türk yönetmeni oldun, oraya da yerleşirsin" diye gönül koyuyorlar. Kültürel çatışmalar her zaman olacak ama Belçika'dan ayrılmak istemem. Her iki ülkede de yönetmen olarak bilinmek istiyorum.






