Bir dönemin sevilen oyuncularından Ayşen Gruda artık tercihini sinema yerine dizilerden yana kullanıyor. Dizi tekliflerinde seçici davranmayan Gruda gerekçesini şöyle açıklıyor: “Çünkü dizilerde sanat yapılmaz. Oynarsınız ve bunun karşılığında paranızı alırsınız. Bu sektör tam bir ticarethanedir”
İnsanın kendisini anlatması çok zor bir şey elbette. Normal sıradan biriyim aslında. Beğenilerim, prensiplerim ve kendime göre fikirlerim var.
Yalancılıktan, riyakarlıktan, geri zekalılıktan asla ve asla hoşlanmam. İşini elinin ucuyla tutanlarla çalışmam. Aç gözlülerden uzak dururum. Böyle insanların etrafımda olmalarına da çok fazla müsaade etmedim. Sinema sektöründe de var olduğum sürece bu kurallardan taviz vermedim.
Hiçbir aktörün canlandırdığı rolde kendinden bir şeyler olmaz. Asla! Oyuncu, başka bir insanı ete kemiğe bürüyen ve kendi bünyesinde anlatan insan demektir. Onun için benim bugüne dek canlandırdığım hiçbir karakterde benden izler olmaz, olmamalıdır.
Oyuncu..İçinde var, kelimenin içinde. Söylediğiniz gibi oyun. Oynuyoruz sahnede, kamera karşısında. Çocukların oynadığı gibi hem de. Oyunculuk bu, oyun oynamak ve oynadığın oyundan zevk almak. Zevk almaktan bir adım ötede de para kazanmak.
Şimdi size baştan söyleyeyim. Bir oyun, sinema, tiyatro veya şovun içerisinde yan, kenar karakter diye bir şey olmaz. Herkes karakter oyuncusudur. Yardımcı oyuncu meselesi var mesela. Kime, neye yardım ediyor bu adam? Oyuncular zaten birbirine yardım ederler. Kavram kargaşası diyebiliriz buna. Her zaman vardı böyle yapıştırmalar ama son dönemde bu ayrım iyice arttı.
Emeklerin karşılığı ne? Maddiyat mı? Maneviyatsa eğer halk bana çok büyük ödüller verdi. Halk beni sevip, sayıp, beğeniyor ve kendinden biri gibi görüyor. Bu da senelerdir oyunculuk yapan bana yetiyor da artıyor bile. Ben onlardan böyle bir ödül aldım. Ama maddiyata gelince sistemde bir hata var. Bu Türkan Şoray için de, Cüneyt Arkın için de böyle. Emeğe saygı yok.
Kapanan işyerleri, fabrikalar işini bilmeyen adamlar yüzünden kapanmadı. Sistemde yaşanan hatadan, krizden ötürü kapandı. Senin sendikan yoksa orası sektör değildir. Senin tavan ve tabanın yoksa o bir sektör olamaz. Kıran kırana, vuran vurana yürümez bu işler. Kuralları var bu işlerin. İnsanlar o kurallar sağlandığı halde oyunculuk mesleğini yaparlar. Mesela bizim filmlerimiz kanallarda hala yayınlanıyor. Bunun üzerinden reklam geliri elde ediliyor. Bize beş kuruş verilmiyor.
Ben rolümü hemen oynar ve unuturum. Hemen beynimde yeni işler için yer açarım. Unutamadığım oyun falan yoktur benim. Derhal silinmelidir eskiler ki yenileri iyi yapabileyim. Benim beynim çöplük mü canım, durmadan orada bir şeyler saklayayım.
Seçiçi davranmıyorum bu konuda. Bilakis önüme ne iş gelirse yaparım diyorum. Demek ki az teklif geliyor ben de kafama uyunca kabul ediyorum. Doğru bir firmaysa, benim paramı ödeyecekse hemen peki diyorum. Seçici davranmama nedenime gelince dizilerde sanat yapılmaz. Dizilerde oynarsınız paranızı alırsınız. Tam bir ticarethanedir. Televizyon iletişim aracı, sanat mecrası değil.
Erkek gibi bir kadınım ondan herhalde. Bu dünyada da böyle bütün tekstler erkeklere yazılıyor. Aynı sıkıntı dünyada da var. Bizim ülkemizde kadın komedyenler yok değil. Komedyen zaten komiklik yapan insan değil. Komedyen her türlü rolü oynayan insandır. Günümüze gelince hepsini isim olarak tanımıyorum, bu da benim ayıbım olsun.
Hasibe kim ya?
Kimse kimseyi taklit etmez. Kimse kimsenin yerini de dolduramaz. Bu gazeteciler benzetiyor. Gazeteciler İlyas Salman'la Kemal Sunal'ı da birbirlerine benzettiler. Ama onlar ne karakter ne de oyunculuk olarak benzerlerdi.
Önceyi bırakalım günümüze bakalım artık. Geride ne yaşandıysa yaşandı. Ben geriye bakmayı sevmem. Ama şunu söyleyeyim biz gençlik dönemlerimizde asla sabaha kadar çalışmazdık. Gece çekim yapıldıysa ertesi gün iş konulmazdı. Çok daha insani şartlarda çalıştık. Kamera beşte kapatıyorsa ışıklarını, oyuncu da beşte evine gider. Ben hiçi bugünkü kadar paralamadım kendimi.
Birkaç teklif var. Ama benim şimdi bütün derdim daha yeni oynamaya başladığımız Gece Yolda Giderken Çok Komik Birşey Oldu müzikalini kotarmak. Müzikalin oturması lazım. Ondan sonra diğer film tekliflerini değerlendireceğim.
Gazetecileri oynamayı çok istiyorum. Onlar nasıl düşünüyor, röportaj yaparken nasıl bir ruh halindeler, çok merak ederim. Bir de dizi veya sinema setlerinde makyaj yapanları ve asistan kızları oynamayı isterim.
Benden iki tane yok. Bir tane var. Bu rolü benim kaldırabileceğimi düşündüler demek ki. Nasılsa birinden birine mutlaka bana teklif getirirler. Haldun Dormen'le senelerdir çalışıyorum. Kendisiyle çalışmaktan son derece memnunum. Benim dizginlerimi çekebilen tek yönetmen. O hem serbest bırakır, hem de yeri geldiğinde müdahale edip, yapmaması gerekeni yaptırmaz. Ben ilave etmek istediklerimi Haldun Dormen'e söylerim. O da sen söyle, yapıp yapmayacağına ben karar vereyim der.
İçerisinde aşk, özgürlük ve entrikalar olan bir oyun. Belediyeden, krizden gına geldi herkese. Bu oyun izleyicinin teneffüs yapmalarını sağlayacak. Eski Roma'da geçiyor oyun, Antikçağ'da. Günümüze de göndermeler var oyunda. Demek ki Antikçağ'dan bu yana değişen hiçbir şey yok.
İçinde dans ve müzik olduğu için daha neşeli, daha dinamik. Oynarken eğleniyorsunuz. Işıklar, pırıltılar, ışıltılı makyajlar ve kostümler sizi havaya sokabiliyor. Biraz fantastik bir şey müzikal oyunculuğu.
Evim İstanbul'da. Evimi çok severim. Fazla da bir İstanbul göremiyoruz ya neyse. Kültür başkenti olacak bu şehirde hala korkunç bir yapılanma var. Festival yapılıyor, halktan başka herkes gidiyor. Kaldırımlar sürekli değiştiriliyor. Engelliler bu şehirde yaşayamıyor. Sürekli ağaçlar kesilip yerine binalar dikiliyor bu şehirde. Doğa hıncını fena alacak bizden. Almanya'da caddeler cetvelle çizilmiş gibi. Biz de hala insanlar binama bir kat daha çıkayım derdinde. İstanbul'un içinden deniz geçiyor. Ama biz denizleri görmüyoruz çünkü hep villalar kapatmış önümüzü.
Sevdiğim çok şey var bu şehirde. Ben Yeşilköy'de doğdum. Benim küçüklüğümde orada ağaçlar yola tünel yaparlardı. Ama şimdi gidip gördüm. Bitmiş her şey. Ağladım resmen. O eski İstanbul'un güzelliği, zarafeti, o güzel yapılar hep mahvolmuş. Şehrin mimarisi, dokusu yok. Neyini beğeneyim, hava desen kirli, dört damla yağmurda ulaşım duruyor. Şehirler insanlar içerisinde mutlu yaşadığı zaman güzel. Çocuklarımıza yer ayırmak yerine arabalara yer açıp, otopark yapıyoruz. Nasıl güzel olsun bu şehir?






