Bozkırın çatlayan ‘nar’ı...

Hakkı Yanık
Hakkı Yanık
04:0015/02/2022, Salı
G: 15/02/2022, Salı
Yeni Şafak
İsmail Karakurt
İsmail Karakurt

Her zerresi Anadolu’nun suskunluğu ve kavrukluğu ile beslenen bir nar İsmail Karakurt. Nar çatlamış, taneler bozkıra yayılmış...

Puslu bir hava. Pencerenin önünde dikilmiş, elimde kahve İstanbul’un gri karmaşasına bakıyorum. Beton kadar sert, plastik gibi sıvaşık bir gürültü caddeden yükselip binaya abanıyor. “Şöyle ücra bir köyde olsam” diyorum yutkunarak. İçimdeki sızı iyice incelip keskinleşiyor. Dilime İlhami Atmaca’dan bir dize dolanıyor sebepsiz: O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler. Peşinden İsmail Karakurt: Kuytularda ışıldayan bir endişeyim ben!.. ‘Kuytu’muz şehir bizim. Orada kaybolduk. Işıldamak mı? Bilemem.

Şair İsmail Karakurt’la tanıştığımda Simurg diye takdim etmişti kendini. Sonraları duydum ki, ‘kuytularda ışıldayan bir endişe’ oluvermiş!. İşte bu ‘kuytu’lu dize, daha ilk görüşte yakalayıp bırakmadı beni.

Simurg’dan yedi yıl sonra (2000’de) Mahrem Mecazlar geldi Sarıkaya’dan. Bu kitaptan on yıl sonra Çocukluğum Bir Çocuk yayımlandı. Çiçekli Yazma ise dört yıl önce kitaplığımdaki yerini almıştı.

Karakurt’un şiiri hakkında birçok şey söylendi. Divan şiiri ile olan ilişkisinden bahsedildi. Ses, iç ahenk, mısra güzelliği ve sözü aza indirme çabasından söz edildi. Ondaki ‘derviş edası’, şiirinin masala yaslanan yanı, gelenekselden hareketle moderne giden yolculuğu ve doğa sevgisi anlatıldı. Kent ve karmaşadan ne uzak olduğuna, bozkıra ne yakın durduğuna dikkat çekildi. Lirikti, epikti, imgeydi.. bunlar da etraflıca irdelendi. Öyleyse biz, değişik yollardan ilerleyelim. Her zerresi Anadolu’nun suskunluğu ve kavrukluğu ile beslenen bir nar İsmail Karakurt. Nar çatlamış, taneler bozkıra yayılmış! İşte o ‘nar’a bakalım, çiçeği ve tanesiyle..

Çocukluğum Bir Çocuk’u dışarıda tutarsak kalan üç kitapta okuru ‘esir edecek’ söyleyişler var. ‘Otuz kuş’ mânâsına gelen ve ‘otuz şiir’in yeraldığı Simurg’la başlayalım: “yağmuru düşün / ..... / yüzümüzü çizik çizik eden / ..... o ince konuğu” (s. 11), “ben kendimin şerhiyim...” s. 37), “oysa ben gözlerinin dervişiydim!..” (s. 47), “acı tütüne sarıyor yüzünü öğretmenim.” (s. 48). Mahrem Mecazlar’a geçelim: “Seni aradıkça gurbet oluyorsun!” (s. 16), “... her yenilgi hain bir kardeştir” (s. 36), “Kuyuma gül atma, öyle ağır ki” (s. 74). Ve Çiçekli Yazma: “Hangi kederi yakıştırdın ki gülüşüne” (s. 80), “Taşın serinlik çağrısı” (s. 85), “İnsan incecik gelir, incinip gidermiş” (s. 117).

Karakurt’un şiire geçmiş adı hem ‘nar’ hem de ‘bozkır’dır dersem kimse şaşmamalı. Mahrem Mecazlar’ı ‘bozkırın beyaz derinliğinden’ diyerek imzalamış ve devam etmiş: “Yüzüm, bozkır fihristi” (s. 17), “Kederliyim çünkü bozkır rengiyim” (s. 36), “Bozkırdır bir yanım ...” (s. 45), “Ben bir bozkır karıncasıyım” (s. 68).

Çiçekli Yazma’da, “Ezelden sarıdır bozkırın rengi” (s. 40) diyor Karakurt. Sarı ve siyahı, atı, narı, kuytu ve zehiri hiç dilinden düşürmüyor. Bir yandan da esaslı bir gül-çiçek sevdalısı. Ağlayan Gelin, Mustafa Çiçeği, Sarıkız Çiçeği, Unutmabeni Çiçeği gibi değişik isimde çiçekler serpiştirilmiş dizelere. Sadece Çiçekli Yazma’da 30 farklı çiçek ismi geçiyor. Simurg’da on, Mahrem Mecazlar ve Çiçekli Yazma’da yirmişer şiirde ‘gül-çiçek’ var.

Değişik tertipler, kelime oyunları ve zıtlıklar kullanıyor: “... varlık olarak yokluğum” (M. M., s. 22), “Kır çiçeklerinden kırk çiçek çiti” (M. M., s. 48), “Dindir şu gurbetimi” (Ç. Y., s. 70), “Orman havası çok ışık” (Ç. Y., s. 88), “kelebek ve el yazısıyla / Başlar mı şiir, başlıyor işte” (Ç. Y., s. 121). Listeyi uzatmak mümkün.

Son kitapta şiirini besleyip Karakurt’u harekete geçiren isimler çoğalıyor: Fuzuli, Abbas Sayar, Cemal Safi, Cahit Zarifoğlu, Ali Emiri Efendi, Nazım Hikmet, Hüseyin Alacatlı, S. Kudret Aksal, İlhan Berk, Mahsuni, Pir Sultan Abdal, Hayyam, Neşet Ertaş, Yasmin Levy, Feyruz, Nizar. İlaveten dostlar, şarkı-türkü sözleri..

Yozgat’tan, o münbit topraklardan birçok ‘değerli’ insan çıkmış. Hatırladıklarım arasında Abbas Sayar, Gülten Akın, İ. Oktay Anar, Şükrü Erbaş, Mustafa Çiftçi, B. Bilge Tokel var. Karakurt, listeye ‘bozkırın narı’ olarak giriyor..

Yazıya, şairin şairliği, okurun okurluğu için kitaplar dolusu şiire gerek yok. Bazen bir dize yeter, tespitiyle mim koyarken, “Koru kendini şair” diyorum, “Şehrin ağusu bozkırın narını çürütmesin!..”

  • Bir söz bir dize
  • Rahmetli Teoman Duralı’dan bir söz seçtim, ‘dil’ hakkında:
  • ... yazı inkılabında zaten büyük bir yara alan dilimiz 1960 darbesiyle artık iyice yerlebir ediliyor. Dil elden gidiyor.
  • ... 1920’lerde idam kararı veriliyor ve 1960 ihtilalinden sonra infaza geçiliyor, topyekün.
  • *
  • 32 yıllık Dergâh Dergisi yayınına ara verdiğini duyurdu. Dergâh, bir okuldur, kapanmamalı.

‘Net’ten kitap almak veya ‘çocukluğum bir nar!’

Eskiden kitabevlerine giderdik. İçeri girer girmez bizi o bilindik ‘koku’ karşılardı. Tek tek incelerdik kitap ve dergileri. Hangisi yeni çıkmış, tekrar basılan var mı, eski baskı bir şeyler bulabilir miyiz? Kimi derin iç çekişlerimiz duyulurdu, kimi ‘mırıl mırıl’ konuştuğumuz. Saatlerce kalabilirdik o sıcak ortamda. Sonunda, cebimizdeki son parayı verip ‘yeni’ kitabımızla çıkardık dışarı.

Şimdi bu sahneyi yaşamak mümkün değil. Önce satın alacağın eseri belirliyorsun. Sonra ismini yazıyorsun ‘net’teki kitap sitelerinden birine. Aynen öyle yaparak Çocukluğum Bir Çocuk’u sipariş ettim. Kitap iki günde elimdeydi!.

‘Zarf’ olarak başarılı bir çalışma. (Şairin soyismi neden büyük yazılmış ve o salıncakta bir hareket görmek istiyor insan.) Kitap ikinci baskıydı, bu umut verici. Mazrufa gelince, kısa şiirleri daha ‘sevimli’ ve başarılı buldum. Fotoğrafsız Çocuk (s. 21) veya Sarı Ayakkabılar (s. 63) gibi şiirlere baktığımızda bunlar ‘eski çocukluk/çocuklar’ için yazılmış duygusu veriyor. ‘Mahalle’ye, eskiye özlem var. Oysa ‘çocuk her zaman ve her yerde çocuk’. Ülkemizde, ‘çocuklar için’ yazmanın zorluğuna ve yolaçtığı dertlere dikkat çekmeliyim. Karakurt’un eğitimci oluşu avantaj olmuş.

Bazı şiirlerin son ‘dize’leri yetti, önceki kısımları görmezden geldim. (s. 26 ve 28’deki şiirler). Çocuklara yazılmış 51 şiirin hepsi de güzel fakat İlkin (s. 11), Nar Tanesi (s. 17), Sözcükler (s. 30), Yalan (s. 42), On Beş Tatil (s. 47), Gocuk (s. 62), Hain İki Buçuk Lira (s. 64), ve Selçuk Eren İçin Ninni (s. 78) şiirlerini ‘kocaman’ sevdim.

Bu eserde de yaklaşık on şiirde ‘nar’ ile karşılaşınca ‘çocukluğum bir çocuk’ cümlesini artık ‘çocukluğum bir nar’ olarak görüyorum/ okuyorum. Kitaptan bir alıntıyla bitirelim: Biz büyüdük / Şu on beş tatil büyümedi / Oysa büyüsün diye / Kaç yılımızı verdik! (s. 47).

  • Okuyalım-Okutalım
  • Bu kış İstanbul’a kar yağdı! Salgın illeti yakamızı bırakmıyor. Sonumuz hayrola.
  • İlk tavsiye edeceğim kitap Mustafa Kutlu’dan: Haliç ile Çepeçevre İstanbul, Dergâh Yayınları.
  • İkinci sırada o muhteşem ‘Mücellâ’nın yazarı Nazan Bekiroğlu’nun yeni yayımlanan romanı var: Kehribar Geçidi, Timaş Yayınları.
  • Otuzdokuz yıl önce rahmetli olmuş İlhami Çiçek’ten bir kitap: Bu Hüznün Mesnevisi, Ketebe Yayınları. (Ketebe, bu eserin ikinci baskını neden yapmıyor?)
#İsmail Karakurt
#Teoman Duralı
#Mustafa Kutlu