Say Yayınları arasında çıkan Levinas adlı eseri kaleme alan Özkan Gözel, 20. Yüzyılın önde gelen filozoflarından Emmanuel Levinas üzerine kafa yoran önemli isimlerin yazılarını bir araya getirdi. Filozofun yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazılan eserde aynı zamanda felsefe üzerine kaleme alınmış çeviriler de var.
Say Yayınları, dünya edebiyatı, bilim ve felsefe tarihinin üstatlarının Türk okurlar nezdinde tanınması, eserleri ve haklarında yapılmış derin analizler doğrultusunda fikirlerinin tartışılabilmesine olanak sağlayacak sağlıklı bir ortamın oluşması gayesiyle 2005 yılında başlattığı 'Fikir Mimarları Dizisi'ni başarıyla sürdürüyor. Hegel, Benjamin, Goethe, Husserl, Bergson, Mill, Pavlov, Kant, Farabi, Galileo, Einstein, Schopenhauer, Kierkegaard, Lacan, Baudrillard,Hume, Foucault, Fichte, Freud, Spinoza gibi isimlerden sonra 20. yüzyılın en önemli filozofları arasında sayılan (Emmanuel) Levinas'ı da derli toplu bir eser hâlinde yayımladı. Hâlen İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan Yard. Doç. Dr. Özkan Gözel'in yazıp yayıma hazırladığı eserin içeriğinde Levinas üzerinde kafa yoran önemli isimlerin makale ve tercümeleri de cem edilmiş. Sunuş ve Levinas'ın yaşam öyküsüyle başlayan kitabın ana metnini filozofun Zaman ve Başka, Bütünlük ve Sonsuz, Varlıktan Başka Türlü, Zor Özgürlük ve Ayetin Ötesinde adlı kitaplarından seçilmiş yazıların oluşturduğu kısım ile Levinas üzerine kaleme alınmış telif ve tercüme makaleler oluşturuyor. Sonda ise filozof hakkında derinleşmeyi düşünenleri tatmin edecek hacimde bir kaynakça yer alıyor.
Levinas, evvelemirde ben-tanrı-dünya üçgeninde matematiksel bir kesinlikle ontolojiyi ben merkezci düşünceye indirgemiş görünen Descartes'ın, aynı zamanda da modernist felsefenin öncülü sayılan Kartezyen anlayışının yerine ötekini, başkasını koyan eleştirel bir etiğin kapılarını aralamış, böylece çağdaş felsefeye özgün bir soluk getirmiş önemli bir filozof olarak gösterilebilir. Tabii Descartes'in kendisinin dışındakini fütursuzca tahakküm altına alan ben(cil) rasyonalist felsefesi, Levinas'a gelmeden önce birçok Avrupalı düşünürce, hele Alman filozof Heidegger –ki Levinas'ın ne onunla ne onsuz olabildiği, bir bakıma aşk nefret çatışmasının odağındaki isimdir ve bu bambaşka bir Levinas yazısının konusu olmaya layıktır- tarafından, yerildiği burada hatırlanmalı. Tarihin, modernitenin fikri ve sınai aygıtlarıyla hızlandırıldığı, ân'ın geri dönüşsüz bir biçimde tahrip edildiği malum döneme, 20. yüzyıla bakıldığında, insanlığı benci(l) bireylere dönüştüren mevcut rasyonel Avrupa düşüncesi kurmak istediği dünya krallığını başarmak şöyle dursun, deyim yerindeyse dehşetli bir parçalanmanın da önüne geçememiş, bilakis insanlığı bir şiddet ve nefret ateşinin ortasına atmıştır. Toplumların ve devletlerin ve doğanın her bakımdan tıkandığı, 'dünya savaşları' neticesinde kitlesel katliamlara maruz ve sonuç olarak müthiş bir insani bedel ödemeye mahkûm bırakıldığı düşünüldüğünde Levinas, kurmaya çabaladığı alternatif düşünce evreniyle belki de her şeyin müsebbibi olarak gördüğü nefrete ve onu ben merkezinden tahrik eden özneye sabitlenmiş söylemlere esaslı bir eleştiri yöneltmiş ve hatta kendine özgü bir 'etik'i hâkim iktidar anlayışına onu felsefeden büsbütün ayırmak suretiyle bir direnç olarak yerleştirmek istemiştir. Levinas'ın 'etik'i felsefeden munfasıl bir alan olarak yüceltilmesine ve onun felsefenin tarihsel ve söylemsel açıdan bir başlangıç noktası kabul etmesine varan bu düşünsel eleştiri sürecinin, günümüzde çokça dillendirilen bir entelektüel duruma, iletişim ve anlayışa, ötekini anlama / başkası ile var olma terbiyesine, belki de zorundalığına bir zemin oluşturduğu da iddia edilebilir. Levinas felsefesini var eden itirazların huruç ettiği kritik noktada birçok hayati soru(n), filozofun felsefi açılımının serimlenmesinde konuya ilgi gösterenler açısından bir fayda sağlayabilir. Ancak daha önce; sonradan 'aynının hükümranlığı' olarak eleştireceği ama başlarda ilgilendiği gerek Hussler fenomenolojisi, neo-Kantçılık, Bergsonculuk, Hegelcilik gibi gerekse daha sonraki dönemlerini etkileyen varoluşçuluk ve yapısalcılık –post yapısalcılık gibi fikirler etrafında etkinlik gösteren bu düşünce okullarının dışına taşma gereğini güdüleyen, böylece yeni düşünce yörüngesinin orijinine dayanak teşkil eden soru(n)lardan evvel, Levinas'ın şahsi hayatında insanlığın ödemek zorunda kaldığı insani bedelin neliği ile ilgili bir kritik gerekebilir. Levinas kimdir? O her şeyden önce, 'her bakımdan' bir Yahudidir. Çünkü ona göre Yahudi olmak 'insanın gözlere, kulaklara sahip olması gibi tabii bir şey'dir. İki büyük dünya savaşını da 'Alman zulmü'nün bir mağduru olarak acı sonuçlarla tecrübe etmiş bir ailenin ferdidir o. Birincisinde Litvanya'dan Ukrayna'ya iltica etmek zorunda kalan ailesiyle birlikte Bolşevik ihtilalinin de canlı bir şahidi olmuştur. Rus yazarlara, özellikle de Dostoyevski'ye olan ilgisi Strazburg'daki yüksek öğreniminde yerini felsefeye bırakır. Burada önemli felsefecilerin öğrencisi olur. Akademik eğitimini sürdürmek için gittiği Almanya'da Heidegger'le tanışır. Bu, onun için bir dönüm noktasıdır. Daha sonra 'gerçek Avrupa' olarak tanımladığı Fransa'ya döner, burada önemli filozoflarla bir arada bulunur ve eserlerini vermeye başlar. Nasyonal Sosyalizmin katı bir Yahudi karşıtlığıyla kıta Avrupasında yükselişe geçtiği yıllar, Levinas için korkunç geçecektir. Hele hayranlık beslediği Heidegger'in, Nazi'lere katıldığını öğrenmesiyle, onun bilgeliğine duyduğu tutkusu artık sürekli bir nefrete dönüşecek; savaştan yıllarca sonra bile 'Almanları affedebiliriz; ama Heidegger'i asla!' demek suretiyle bu duygusunu dillendirecektir.
Fransız ordusunda subay olarak bulunduğu II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşer ve her şeyden önemlisi Yahudi bir tutsak olarak ağır bir bedel öder. Ailesinin pek çok ferdi gibi, annesi babası ve erkek kardeşleri de Naziler tarafından katledilmiştir. Savaştan sonra Paris'e dönen Levinas felsefe çalışmalarına devam ederken diğer yandan Yahudilik düşüncesi ve Tevrat hikemiyatı üzerine yoğunlaşır. Öyle ki zaman zaman felsefi çalışmaları Talmud (Tevrat'ın tefsiri) dersleri karşısında ona çok gösterişsiz gelmekte, bu nedenle de felsefe tamamen geri planda kalmaktadır. Nitekim Talmud araştırmalarını kitaplaştırdıktan sonra özgün felsefi kitaplarının telifine başlar. O artık hazık bir Tevrat şarihidir. Ancak Yahudilik düşüncesi üzerine söyleyecekleri bitmemiştir; İsrail'in Filistin topraklarını işgal ederek kurulmasıyla da hayatının sonuna dek Yahudi din, devlet ve kimliği üzerine politik bir ısrarla eğilir. Bu durum onu, tarihsel serüveninde etnik bir bağnazlığa evrilen dinsel öğretisinin Filistin topraklarının işgaliyle, artık tam bir etnik bir zorbalığa dönüştüğü Yahudiliğin sözcüsü konumuna hapsetmiştir. Mesela ona göre Yahudilik, dinsel dehası gereği İsrail'i ayrıcalıklı kılmaktadır. Yahudi bilinci olarak nitelediği İsrail devlet politikasını, 'vahşet çağları yüzünden hep teyakkuz hâlinde bulunan, zaman zaman insanın içindeki insanlığın ne olduğuna özel bir ilgi gösteren bir dikkatlilik hâli' olarak normalleştiren filozofla, Orta Doğu'nun yakın tarihinin en karanlık olaylarından Sabra ve Şatilla Katliam'ı üzerine yapılmış ve yazar Özkan Gözel tarafından söz konusu kitaba alınmış (sayfa, 299) 'skandal söyleşi', yine Gözel'in ifadesiyle kimi Levinas yorumcularına göre 'Levinasçı etik'te bir çatlak' oluşturmuştur. Bu beklenmedik 'etic fail', filozofun mutabakatı başkası üzerinden kurmayı zorunlu gören özgün medeniyet imajları fena hâlde bulanıklaştırmakta, felsefesinin ahlaki dinamikleri hakkında bizi yeniden düşünmeye zorlamaktadır. Ancak, Yahudi filozofun 'kendine Müslüman' etiğini yargılamadan –bunu şu hâlde kim yapabilir!- evvel, II. Dünya Savaşı'nda yaşadığı travmanın neticesinde başta Heidegger olmak üzere 'başka'larının etkisinden tamamen sıyrılan ve düşünsel çağıltısında 'başkası adına' mezkûr başkalarına meydan okuyan Levinas'ın, entelektüel namusa yaraşır şekilde irdelenmesi, anlaşılması zaruridir. İnsanların haklarına saygıyı, 'herkesin herkese karşı savaşı'nı durdurmayı, başkası için kendi özgürlüğünü özgürce sınırlandırmayı vazeden, kendine rağmen başkasıyla var olan bir öznenin derdini güden, 'ben ben' diyen Batı düşüncesine 'başkası'nın varlığını haykıran Levinas'ı anlamak... Bu da ancak elimizdeki bu kıymetli kitap sayesinde mümkün sanırım.






