Değersiz hayat yaşamaya değmez

Atasoy Müftüoğlu
00:0010/06/2013, Pazartesi
G: 9/06/2013, Pazar
Yeni Şafak
Değersiz hayat yaşamaya değmez
Değersiz hayat yaşamaya değmez

Ortak anlam-değer sistemlerine sahip olmayan bir dünyada yaşıyor olmak kadar tehlikeli bir şey olamaz. Kaba güç hiçbir şekilde bir üstünlük nedeni sayılamaz. Kaba güce sahip olmakla, bir değer sistemine sahip olmak ayrı ayrı şeylerdir. Tutarlı bir bütünlüğe sahip olması gereken varoluşumuz, bunu ancak, niteliksel değerlerle sağlayabilir. Kendimize ait varoluşlara sahip olmadığımız takdirde, özgün/bağımsız programlar, uygulanabilir programlar üretemeyiz.

İslam dünyası toplumlarında modernite ve sekülarizm, tahakkümü, sömürüyü, şiddeti meşrulaştırmak üzere araç olarak kullanıldı. Bugün de, aynı araçların üzerimizdeki baskısı acımasızca sürdürülüyor. Modernite ve laiklik Türkiye''de olduğu gibi, ulus-devletlerin tek ve vazgeçilemez referans kaynağı haline getirildi. Modernitenin emperyalist boyutu/karakteri/içeriği her yerde ve her zaman ustalıkla tartışma dışında tutulabiliyor. Günümüzde de, bu tür bir tartışma söz konuşu olamıyor. Bu nedenledir ki, bugün, İslam toplumlarında, her hangi bir alanda meşruiyete sahip olabilmek için, modernite dışında bir başka ufka maalesef sahip değiliz.

BAĞIMSIZ DEĞİL

Modern zamanlar boyunca İslam toplumlarında yaşanan, bugünde şiddetlenerek devam eden entelektüel heyelanlar/çöküşler sebebiyle, milliyetçi/mezhepçi/gelenekçi/toprakçı sınırları aşarak; bütünlüklü bir dünya/ahiret görüşü, tevhidi temelde bir kuram ve pratikler çerçevesi, düşünce/hayat tarzı felsefesi oluşturamadık. Onun içindir ki, siyasal/ekonomik/kültürel İslami akımlar/hareketler ancak, küresel/emperyal sisteme entegre olmak suretiyle hayatiyet sahibi olabiliyor. Sisteme entegre olduktan sonra, hiçbir siyasal hareketin kendisine özgü, özgün/bağımsız bir yanı kalmıyor. Bu hareketler için, İslam yalnızca kültürel bir kaynak/renk/boyut olarak görülüyor.

Bağımsız düşünce, kültür, medeniyet, siyaset perspektiflerine, vizyonuna veda eden siyasal hareketler, çıkar merkezli bir dil-söylem oluşturarak yollarına devam ediyor. Hakikat kaygısının yerine, popülizm ve çıkar kaygısı geçiyor. Popülizm ve çıkar mülahazaları hiçbir ahlaki sınır tanımadığı için, mezhepçi gerilimler insafsızca sömürülebiliyor.

Hakikat arzusunun/kaygısının kimsenin umurunda olmadığı bir zamanda ve dünyada yaşıyoruz.

SİSTEME ENTEGRE OLMA HEDEFİ

Sisteme entegre olan siyasal hareketlerin siyasal sistemi değiştirmek/dönüştürmek üzere herhangi bir programları ya da mücadeleleri yoktur. Siyasal sistemi dönüştürmek isteyen radikal unsurlar hem entelektüel yetersizlik içerisindedir, hem de baskıcı yöntemlerle kolaylıkla etkisiz hale getirilebilmektedir.

İçerisinde bulunduğumuz dönemde, özellikle de, Ortadoğu bölgesinde, bölgemizde, sömürgeci ihtirasların neden olduğu kronik istikrarsızlıklar ve şiddet derinleşerek sürüyor. Suriye''de yaşanan ve çok büyük acılara/yıkımlara neden olan iç savaşı, emperyal/küresel bağlamından kopararak yerel bir çerçeve içerisinde, yerel koşulların sonucu olarak değerlendirmek çok büyük yanılsamalara neden olmaya devam ediyor.

Siyasal adaletin sağlanamadığı bir dünyada şiddet, maalesef kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Modern tarihin mağlupları olan Müslümanlar, bu çok yönlü mağlubiyetin bir sonucu olarak bugün, Batılı kültürel, ekonomik, siyasal modelin tutsağı durumundadır. Ellerimizde kelepçeler, ayaklarımızda prangalar yok, ancak, zihinlerimize vurulan prangalar sebebiyle İslami bir ufuk üzerinde çalışamıyor, bu ufuk içerisinde mücadele etmeye cesaret edemiyoruz.

EGEMENLIĞIN MANASI

Günümüzde toprak merkezli olmayan bir egemenlik ve denetim sistemi, toplumlarımızı istediği şekilde dönüştürebiliyor. Bugün, kullanmakta bulunduğumuz tüm parametreler, kültür ve medeniyet parametreleri modern-seküler parametrelerdir. Bu parametrelerin bir ahlaki/felsefesi/erdemi vb. olsaydı, bunlar tartışma konusu olmayabilirdi. Ancak, bize modernite adına dayatılan tek şey, meşrulaştırılan her şey, kaba güç/şiddet yoluyla dayatılan şeylerdir. Kaba güç yoluyla dayatılan her şey bizim insanlığımızı derinden yaralıyor, rencide ediyor.

Ortak anlam-değer sistemlerine sahip olmayan bir dünyada yaşıyor olmak kadar tehlikeli bir şey olamaz. Kaba güç hiçbir şekilde bir üstünlük nedeni sayılamaz. Kaba güce sahip olmakla, bir değer sistemine sahip olmak ayrı ayrı şeylerdir. Anlamlar-değerler-erdemler niteliklerle ilgilidir. Anlam-değer sistemlerine sahip olmayan seküler dünya, yalnızca niceliklerle ilgilenir.

Tutarlı bir bütünlüğe sahip olması gereken varoluşumuz, bunu ancak, niteliksel değerlerle sağlayabilir. Kendimize ait varoluşlara sahip olmadığımız takdirde, özgün/bağımsız programlar, uygulanabilir programlar üretemeyiz.

Propoganda yoluyla homojenleştirilen bütün toplumlarda, her tür iktidarın işi kolaylaştırılmıştır. Toplumlar, medya uyuşturucuları, popüler kültür uyuşturucuları, cemaat uyuşturucuları tarafından homojenleştirildiklerinde, hiçbir muhalefete ihtiyaç kalmaz. Bu tür toplumlarda üretken ve eleştirel düşünürlere ihtiyaç duyulmadığı gibi, bu tür düşünürler ortaya çıktığında bunlara hayat hakkı da tanınmaz.

BATI''NIN İSLAM ALGISI

Anaakım Batı medyası çıkarları gerektirdiğinde, İslam toplumlarındaki her tür rejimi, bu rejimlerin liderlerini etiketleyerek, bunlar hakkında dünya kamuoyunun taraf olmasını sağlayabilir. Medya varlığını ve hayatiyetini popüler kültüre borçludur.

Uygar olanların hayatını çok değerli, ''uygar'' olmayanların hayatını çok değersiz; bizim ırktan ve mezhepten olanların hayatını çok değerli, diğer ırk ve mezhepten olanların hayatlarını çok değersiz saymak, bütün insani ve ahlaki değerli yitirmek demektir. Bu tür kategoriler patolojik algılardan kaynaklanır. İnsanların hayatlarını eşit değerde görmeyen, bizim ölülerimiz değerli, sizin ölüleriniz değersiz noktasına gelmiş bir insanlık için, olumlu hiçbir şey söylenemez.

Hangi etnik kökene, hangi mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar, insanların yaşamayı hak etmediklerini düşünmek kadar büyük bir barbarlık olamaz.