Anlamın mânâsı

04:0010/11/2022, Perşembe
G: 10/11/2022, Perşembe
Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Anlam bir şeye hak ettiği değeri vermektir. Bu sebeple insanın hayatında çok az şeyin anlamı sabit kalır. Bu sabiteler, insanı duygusal ve düşünsel anlamda dağılmaktan korur. Kişiliğini ve karakterini örmesini sağlar. Hayat karşısındaki savrulmalara karşı bir nevi kalkan görevi görerek güvenilecek bir dayanak olur.

Hatice Ebrar Akbulut
Yazar

Bir şeyi bilmek, anlamak, onu kavramaya çalışmak, ona mana atfetmek zihnin ve kalbin tabii ihtiyacıdır. Bir şeyin kendi düşünce dünyamızda anlamını bulması, ona dair düşünce ve hislerimizin de yerine oturması demektir. Anlam, hayatın heyecanıdır. Anlamlı olan her şeyde hayatın gayesi, ereği, tadı ve acısı vardır. Anlamak mutluluğun da ıstırabın da kaynağıdır. Bazen kendisinden kurtulmak istediğimiz şeyi anlamış gibi yaparız. Bazen de anladığımız şeyin etkisinden çıkamaz, onun bize olan tesirine göre hareket ederiz.

TEFEKKÜRLE OLGUNLAŞMAK

Spinoza kendini anlayan zihnin tabiatı kavrayacağını, kavradıkça anlama eyleminde yetkinleşeceğini, en yetkin varlığın bilgisine yönelip onu tefekkür ettikçe de en olgun hâle geleceğini söyler. Zihin ve kalp hem anlamak için çabaladığında hem de yalnızca anlamlı olana yöneldiğinde olgunlaşır.

Anlama eylemi, kişinin gerek iç dünyasının gerekse de çevresinin zenginliğiyle irtibatlıdır. Aklı ve kalbi faydasız işlerden, duygulardan, kötü his ve düşüncelerden olabildiğince arınmış olan bir insan, dışarıda olup bitenleri de bu gözle değerlendirir. Hem kendisi adına hem de başkaları adına düşünürken kendisi için istediği en iyiyi başkaları için de temenni eder. Aile, çevre, eğitim-öğretim ve kişinin kendi el yordamıyla ulaştığı bilgiler, anlama fiilini faal hâle getirir, insanın kavrayışını güçlendirir, tahammül ve sabrını artırarak anlayışını da sağlamlaştırır. Bu bilgiler, insanın yürüyüşüne hayat boyu eşlik eder. Alışkanlık hâline gelen doğru davranışlar ve huy olarak insanın iç dünyasına yerleşen nitelikli bilgiler de insana her zaman yoldaş olur.

Birçok okur vardır ama anlama eylemini icrâ eden okurlar azdır. Bir okur çok kitap okumanın hüner olmadığını okuduğu iyi kitaplara dönüp baktığında fark eder. İyi bir kitabı döne döne okumak değildir bu, anlamın hakkını vererek, okuduklarını hazmederek okumaktır. Okumaktan mana okunanları süzgeçten geçirebilme, kritik edebilme ve eleştiri kabiliyetini geliştirmedir. Düşünen bir okur yazmadan, not almadan, okuduklarını anlamlı bir metne dökmeden yapamaz. Yazı tabiatı itibarıyla karmaşıktır. Yazının karmaşasından kurtulup bir kenara yazalım diye der-kenâr demişler. Der-kenâr okurun anlam durağıdır.

AĞLAYABİLSEYDİNİZ ANLARDINIZ

Bilgi aklın ve kalbin ışığıdır ancak onunla ne yaptığı insanın marifetidir. İnsan, içinde karanlığını da aydınlığını da birlikte taşır. Bilgisiyle kötülüğe çalışanlar karanlığı, iyiliğe çalışanlar aydınlığı çoğaltır. Anlamanın meyvesi daima acıdır. Anlayan insanın sevinci de hüznü de, gözyaşı da tebessümü de sahicidir. Reis Bey’de geçen “Ağlayabilseydiniz, anlardınız” cümlesi, gözyaşındaki hakikat, esrar ve mananın ancak anlama eylemiyle kuvveden fiile çıkacağını söyler. Anlamak gözyaşıyla ilintilidir. Gözyaşı da insanın anlamlı bulduğu şey karşısındaki acziyetidir.

Anlayan harekete geçer. Anlayanın sükûtu derindir çünkü sözü, hissiyatı ve düşüncesi eylem hâline gelmiştir. Anlamak ne kadar zahmetliyse bir hissi anlayan insanın onu dile getirmesi de o kadar zordur. Çünkü anlam sadeleşmektir ve bir şey ne kadar sadeleşirse o kadar girift hâle gelir. Mehmet Âkif’in o meşhur dizesinde anlattığı hâldir tam olarak “Ağlarım ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzarım.”

Anlamak insanı kişilik sahibi kılar. Aklın asaleti idrak, izan ve kavrayışından ileri gelir. Birey olmak övülür ama aslolan kişilik sahibi olmaktır. Ruhsuz bir insan, birey olabilse de kişilik sahibi olamaz. Kendi dar ve sığ ben-merkezciliğinden çıkamaz.

Acıyı ve mutluluğu yaşama şekli insanın kişilik ve karakterini etkiler. Söz ve sûretimizin derinliği, bayağı ya da ince ruhlu olmamızın sebebi acı ve sevinci nasıl yaşadığımızla yani ona nasıl bir anlam verdiğimizle ilgilidir. İnsan yaşadıklarıyla güzelleşmeyi de kötü karakterli birine dönüşmeyi de kendisi seçer. İnsanın kendisine sunulan imkânlarla anlamlı bir yüz edinememesi ne trajiktir. İnsan kendisi için doğru meşgaleleri seçer, alışkanlıklarını iyileştirmeye çalışırsa zaman onun en büyük dostu olur. Eğer boş işlerle çok vakit kaybeder, yanlış alışkanlıklarını beslerse zaman en büyük düşmanı olur. Kendi vaktinin değerini bilmeyen kimsenin huzuru olmaz. Memnuniyetsiz kimsenin anlamlı bir adımı, anlamlı bir dünyası ve anlamlı bir sûreti de olmaz.

HAYAT KARŞISINDAKİ SAVRULMALARA KARŞI BİR KALKAN

Anlamlı olana yönelen ve anlamın peşinde olan insan, telafi edemeyeceği ne yaparsa yapsın eksikliğini gideremeyeceği ve asla değiştiremeyeceği şeylerin yükünü çekmez. Boşunalık hissi kadar yıpratıcı bir şey yoktur. Anlamlı bir dünyası olan, değiştirebileceği ve yoluna koyabileceği şeyler için sarf eder bütün vaktini. Çünkü zamanın insana yol açmak gibi bir lütfu olduğunu bilir.

Anlam bir şeye hak ettiği değeri vermektir. Bu sebeple insanın hayatında çok az şeyin anlamı sabit kalır. Bu sabiteler, insanı duygusal ve düşünsel anlamda dağılmaktan korur. Kişiliğini ve karakterini örmesini sağlar. Hayat karşısındaki savrulmalara karşı bir nevi kalkan görevi görerek güvenilecek bir dayanak olur.

Bazı şeylerin anlamı da sabit değildir, onlara içinde bulunduğumuz ruh hâline, durum ve şartlara göre anlam kesbederiz. Örneğin evin imge olarak zihnimizdeki karşılığı her zaman olumlu olmaz. Ev bazen kendisinden kaçmak istenilen bazen de hasreti çekilen, aranan, sığınılan bir mekândır. Bazen de anlam yüklediğimiz, bağ kurduğumuz insanın kalbidir. İnsanın bağ kurduğu kimseyle arasında herkesle konuştuğu dilden başka ikinci bir dil gelişir. Birini bize özel kılan da yalnızca onunla konuşabildiğimiz bu dildir. Dil varlığın eviyse aynı duygu diliyle konuşan insanların kalbi de birbirine evdir, meskendir.

İnsan bilgisinden şüpheye düşebilir, bildiğinde yanılabilir. Kararlarında isabet edemeyebilir. Dostluklarında yanlış kişilerle yürümüş ve güveni zedelenmiş olabilir. Çok kıymet verdiği kimseden ummadığı bir davranış görebilir. Hayat biraz da böyledir, insan neye çok anlam yüklerse oradan batması muhtemeldir. En çok kıymet verdiğin gözden düşürür, hatırını en çok emek verdiğin kırar, her zaman hâlini sorduğun kimse seni unutur, tâ ki kaybedince hatırlar. Vefâ gösteren çok azdır ama vefâlı olanın değerini bilen çok daha azdır. Anlam, her şeyi yerli yerine koymadır.

#Spinoza
#Anlama
#Akıl
#Bilgi
#Zihin