T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AB üyeliğinde ısrar etmekte ne sakınca var!

Savaş birçok şeyden önemli ama dünyanın Afganistan ve New York dışında kalan toprak parçalarında hayat devam ediyor. Özellikle uluslararası ilişkilerde hiçbir şey yerinde saymıyor ve küresel devinim sürüyor.

Dün Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan ve Türkiye'nin 1 Ekim 2000 - 30 Eylül 2001 tarihleri arasındaki Kopenhag Kriterleri'ni uyum çalışmalarını değerlendiren rapor da, bu önemli hareketlerden bizi payımıza düşen önemli bir belgedir. Rapor, ucundan kıyısından budanarak kuşe çevrilen Ulusal Program'ı ve ardından geçtiğimiz ay TBMM'de gerçekleştirilen yasal ve anayasal düzenlemeleri değerlendirme amacıyla hazırlandı. Özetle, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine yönelik hazırlıklarının bir röntgeni çekiliyor. Rapor dikkatle okunursa yani, olumlu taraflar öne çıkartılmadan bütün övgüler ve çekinceler aynı değerde okunursa anlaşılıyor ki röntgenimiz özellikle insan hakları bölgesinde temiz değildir. Hem AB üyeliğini isteyip hem de daha yola çıkmadan bin dereden su getirmeyi birlikte gerçekleştirmeye devam ettiğimiz sürece de temiz olması mümkün değildir.

Çünkü Türkiye hâlâ, önüne koyduğu her yüksek hedef gibi AB üyeliğini de müthiş bir zihni karışıklıkla elde edebileceğini, dosyasını "eksik evrakla" tamamlayabileceğini sanıyor. Bu gidişle Avrupa'nın Ankara'ya "ya sev ya gelme" demesi de yakındır.

Elbette Ankara'nın -ve her kesimden Türkiyeli'nin de- Brüksel'e söyleyecek çok şeyi; Avrupa'nın "din, kültür, etnisite" politikaları konusundaki samimiyetini temelden sarsacak tezleri vardır. Ama, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü, işkence, siyasal haklar, şeffaflık gibi değil AB ile ortaklıkta, dünyada tek başımıza kalsak bile ihtiyacımız olan kriterleri sağlamadan bunları söylemenin anlamı yoktur.

Bu noktada, iki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor.

Avrupa'nın ve genelde Batı'nın farklılıklar ve bu arada özellikle İslamiyet'le arasında sorunlu bir ilişki olduğu, bunun da bir türlü atamadıkları önyargılardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Hiçbir şey göstermediyse, bunu 11 Eylül sonrası yaşananlar açıkça göstermiştir. Bununla birlikte Avrupa içinde Türkiye'yi kategorik olarak reddeden, açıkça Türkiyie'yi aralarında görmek istemeyen unsurların varlığı da bir gerçektir.

Ancak... Avrupa'nın farklı din ve kültürlere karşı önyargılarının dünyayı giderek daha yaşanmaz hale getirme tehlikesine karşı rezerv koymak başka, bunu gerekçe göstererek AB üyeliğine karşı çıkmak ya da ağırdan almak başkadır. AB üyeliğinin Türkiye'yi dinden imandan çıkaracağını düşünenler bu noktada yanılıyorlar. Gerçek şu ki, Türkiye'deki dindarlaşma ve dînî bilinç belki konjonktürel olarak görünürlük kaybedebilir; ama bu ne 28 Şubat'la sindirilebilir ne de uluslararası ittifaklarla bloke edilebilir niteliktedir. Tam tersine AB üyesi bir Türkiye, dini görünürlülüğü hem kendi sınırları içinde hem de Avrupa sathında gerçekleştirebilir ve bugünkü dahili-harici çabalara rağmen bu engellenemez.

Tarih boyunca kendisini Avrupa ile kıyaslamış ve zihninde sürekli olarak Avrupa ile hesaplaşmış bir ülkenin bu pozisyonunu AB üyeliği ile birlikte terketmesi de zaten düşünülemez.

Eğer bir gün gerçekleşirse AB üyeliği ile Türkiye, zihnindeki problemlerin büyük bir bölümünü atmış, rahatlamış ve medeniyet ufku "Batı ile kıyas" boyutunun aşıp Batı'ya katkı düzeyine ulaşmış bir ülke olacaktır. O gün geldiğinde, bu ülkede demokrasinin önündeki baraj kapakları kalkmış olacağı için, temel sorunlarımızın büyük bir kısmı da kendiliğinden hallolmuş olacaktır.

Sorunun, Kopenhag Kriterleri'ne bir ev ödevi olarak uyum sağlama çabası değil, bu kriterlerin bir mutfak azığı olarak görülmemesi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Herhangi bir uluslararası bloktan bağımsız olarak kendi başımıza kaldığımızda bile, Türkiye'nin yaşanabilir bir kara parçası olmasını sağlamak için alt alta yazacağımız maddelerin hem Kopenhag Kriterlerin'den, hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden aşağı kalmayacağı ortadadır. Bunları sağlamadığımız takdirde, AB üyesi olamamaktan önemli bir şeyi, bu ülkede huzur ve barış içinde yaşama imkanımızı kaybedeceğimizi görmemiz lazımdır.

AB üyeliği, Türkiye'yi demokrasi ve hukuk içinde yaşanabilir hale getirmesi muhtemel bir hedef ise, bunda ısrar etmekte ne sakınca var?


14 Kasım 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED