Son yazıda da vurguladığımız üzere, kadim NATO müttefik
i Türkiye denklemin dışında
kalıyordu. Sâdece dışlanmayla kalsa iyi; Türkiye’yi kuşatma plânı da devredeydi. Kuzey Sûriye ve Irak’ta oluşturulmaya başlanan bir PKK devleti için düğmeye basılmıştı. PKK’yı devletleştirmek için sona yaklaşıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Neocon Victoria Nuland’ın yaptığı,
PKK’ya kaynak aktarımını zora sokan ekonomik kısıtlamaların kaldırıldığına dâir açıklama
bu finale işâret ediyor. Bu arada Türkiye, NATO tarafından şımartılan Yunanistan’ın had bilmez taleplerine ve tacizlerine mâruz kalıyordu. ABD-Almanya-Fransa “kapı gibi” Yunanistan’ın arkasında olduklarını her fırsatta, bilhassa da ortak askerî tatbikatlarda ortaya koyuyorlardı. En son olarak,
Yunanistan’ın Rus gazından mahrum kalan Avrupa’nın bu ihtiyacını karşılamak için bir enerji üssü yapılması
kararı, sürecin Türkiye açısından ne kadar dramatik bir tırmanışa geçtiğine işâret ediyor. Yunanistan bununla da yetinmeyip, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yaptığı açılımı boğmak için BAE, İsrâil ve Mısır ile başka bir ittifak geliştiriyordu. Bu bağlamlara dikkât kesilerek bakıldığında, Türkiye’nin son zamanlarda yürüttüğü, Mısır, İsrâil ve BAE ile buzları eritme teşebbüslerinden ümitvâr olmanın ne kadar nâfile olduğu anlaşılabilir.