Üçüncü ihtimâlde ise Türkiye-İsveç gerilimini kullanmak ve keskinleştirmek sûretiyle
Türkiye’nin NATO ve Batı ittifâkıyla olan bağlarını tasfiye etmenin gerekçelerini
üretmek isteyen güçler sahnededir. Bu düşüncenin militan kanadına mensup yazarlar zâten hanidir yazıp çiziyorlar. Ama son olarak
’in Erdoğan’ı kapak yaptığı, Erdoğan ile Türkiye’nin diktatörlüğe kayacağını ifâde eden özel sayı bunlardan daha mühim olmalıdır. Buradaki ana fikir,
Türkiye’nin Rusyalaşma, Erdoğan’ın ise Putinleşmesini
imâ ediyor. Bu algının altı çizilmelidir. Türkiye’nin jeostratejik konumunun onu Batı’nın nezdinde vazgeçilmez kıldığı tezi doğru, lâkin eksik bir tezdir. Evet, öyle, ama hangi veyâ nasıl bir Türkiye?
her zaman
’i belirlemiyor. Benim anladığım, Batı
Erdoğan’sız bir Türkiye’yi
istiyor. Ama, yazıda, mevcut şartlar kendisinden yana da olsa muhalefetin beceriksizliğinin altı çiziliyor. Bu vurgu, Batı tarafından, seçimden Erdoğan’ın ve AK Parti’nin gâlip çıkacağının kuvvetli bir ihtimâl olarak görüldüğüne işâret ediyor. Eğer bunu engelleyemezlerse çok daha radikal bir adım atacaklarını hissediyorum. Bu adımın Erdoğan’lı Türkiye’yi
onu Batı liginden
alâkalı olacağı anlaşılıyor. İsveç’in “hayâtî bir kıymet taşıyan NATO üyeliğine karşı çıkan”, tabiatıyla NATO’ya ihânet eden; yetmiyormuş gibi Rusya ile haşır neşir olan bir Türkiye, bu dışlamanın haklı gerekçelerini kâfi derecede veriyor olmayacak mı?..