
Bazı sergiler açılmaz, belirir. Bir sabah uykunun en kırılgan yerindeyken zihninde bir imgeler zinciri gibi titreşir. İsmini duyduğun anda için kıpırdar: Ufuk Çizgisinden Öteye. İstanbul Modern’in Ömer Uluç’a ayırdığı bu kapsamlı sergi tam da böyle belirenlerden. Baktığın yerden değil, sezdiğin yerden başlıyor. Sanatçının 1960’lardan 2010’daki vefatına kadar uzanan üretimlerine bir pencere değil, bir koridor açıyor.

Ömer Uluç’u ilk ne zaman gördüm, hatırlamıyorum. Ama onu ilk kez gerçekten İstanbul Modern’in salonlarında hissettim. Duvarlarda gezinen yaratıklar, birbirine dönüşen figürler, göz ucuyla bakan balıklar, kıyıya vurmuş tekneler... Her şey bir şeyin içinden geçmiş, başka bir şeye dönüşmüş gibiydi. Sınırlar, türler, şekiller; hepsi silik, hepsi geçirgen. Uluç’un evreninde olmak biraz suyun altında nefes almaya çalışmak gibi: önce tedirgin, sonra alışkanlık yapan bir deneyim.
Sergi, sadece bir retrospektif değil. Bir düşünce atlası aynı zamanda. Zaman çizgisiyle değil, duygu alanlarıyla kurulmuş bir yapı. Her köşe, sanatçının bir başka merakıyla titreşiyor: edebiyat, sinema, deniz, beden, evrim, bilinç. İnsan merkezde değil burada; daha çok arada, kenarda, dönüşüm halinde. Uluç’un yarattığı dünyada insan, yaratıkla hemhal, hayvanla akraba, denizle kardeş.
Ve deniz... Ömer Uluç’un işlerinde deniz hep orada. Dalga olarak, gövde olarak, figür olarak. Kimi zaman bir teknede, kimi zaman bir iskeleden uzaklaşan bir bakışta. Belki de denizi bu kadar seven biri, sınır kavramını sevemezdi. Çünkü deniz, hep ötesi olan bir şeydir. Uluç’un sanatı da öyle: bir son değil, bir geçiş hali. Sergide dikkat çeken başka bir şey de malzemeye yaklaşımı. Keçe, PVC, alüminyum, kauçuk, akrilik levha... Sanki sanatçı eline ne geçerse onunla konuşmuş, onu konuşturmuş. Bu işler bir malzeme gösterisi değil; bir ifade biçimi çeşitliliği. Üç boyutlu yerleştirmeler, tuvalin dışına taşan formlar, sanatçının sınır tanımaz yapısını yeniden hatırlatıyor. Uluç’un sanatı, kendini alanla, biçimle, hatta fiziksel mekânla bile sınırlamıyor. Ve son dönem işleri… Genetik biliminin evrimsel sorgulamalarından beslenen desenler, dijital kompozisyonlar. Uluç’un insana ve varoluşa dair sorduğu sorular burada daha belirgin. Ama yine cevapsız. Zaten Ömer Uluç’un cevaba ihtiyacı yok. Onun meselesi soruda derinleşmek. Sergiden çıkarken, içimde suyun içinden yeni çıkmış bir kelime gibi bir his vardı. Henüz konuşmaya başlamamış, ama söyleyecek çok şeyi olan bir kelime. “Ufuk Çizgisinden Öteye”, yalnızca bir sanatçının üretimlerini toplamak değil; aynı zamanda onun dünyaya nasıl baktığını, neye kafa yorduğunu, neyin peşine düştüğünü anlamaya çalışmak. Bu sergiye giderken yanınıza haritanızı değil, hayretinizi alın. Çünkü Ömer Uluç’un dünyasında yön yok, kıyı yok, son yok. Sadece dönüşüm var. Ve o dönüşümde, belki de biraz kendiniz varsınız. Not: Bütün okurlarımın Ramazan Bayramını mübarek olsun. Bu bayramda Gazze’de yaşananları unutmamanız dileklerimle
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.