
Günün birinde tarlalarının orta yerinde bitiveren daha önce hiçbir yerde görmedikleri karpuzu canavar zannedip, ellerinde kazma kürek çitlerin etrafından korku dolu gözlerle seyreden “salaklar köyünü” duydunuz mu?
Ben duydum.
Bundan 20 - 30 yıl mukaddem, İsmet Özel''in bir makalesinden okumuştum.
Sonradan “Zor Zamanda Konuşmak” adlı kitabına da almıştı galiba.
Mezkur kitap yanımda olmadığı için (Tavan arasından kim arayıp bulacak şimdi. Kimi zaman öyle Oblomovlaşıyorum ki, anlatamam!) “salaklar köyü” meselini aklımda kaldığı kadarıyla aktaracağım.
Yolu salaklar köyüne düşen bir “yabancı” köylünün karpuz karşısındaki halini görür ama hayretini gizler.
Hatta güvenlerini kazanmak için hak verir onlara.
Yani, tedrici bir yöntem izler.
Bu yöntem sayesinde de karpuzu canavar zanneden ahalinin zamanla karpuz üreticisine dönüşmesini sağlar.
Mesel burada bitmez; başka bir “versiyonu” vardır:
Salaklar köyüne yolu düşen bir “yabancı” karpuzu tir tir titreyerek seyreden köylüyü görünce, “Ulan bunlar hakikaten salak” der.
Çitlerden atlayıp ahalinin dehşet dolu bakışları arasında şişine şişine karpuza yaklaşır. Çakısını çıkarır; “Görün işte canavar değil bu!” dercesine bir dilim keser ve keyfini çıkararak yer.
Ne ki, ahali daha bir dehşete düşer; “Canavarı yiyen canavar!” düşüncesiyle kazma küreği fırlatıp topukları yağlar.
Allah selamet versin İsmet abi bu meseli neyin üzerine getirmişti tastamam hatırlamıyorum.
Lakin tedrici yöntemi seçen o “yabancıya” uyuz olduğunu hatırlıyorum. Tuttuğu yolu yoldan saymıyordu.
Muhabbet uzun; merak edenler söz konusu kitaba bakabilirler.
Çok şükür yurdumuzda herhangi bir “salaklar köyü” yok ama “salak korkular” zibil gibi.
Öyle ki; Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu zaman bile “Eyvah, yobazlar geldi; kıtır kıtır kesecekler bizi…” demeye getirenler oldu.
Peki n''oldu?
Çöplerden geçilmiyordu yollar pislikten kurtuldu; hava kirliliğinden nefes alınmıyordu hava temizlendi ve kuruyan çeşmeler akmaya başladı.
Gelgelelim korkuları azalacağına artmaya başladı.
Ece Ayhan''ın o meşhur mısraından mülhem söylersek; “Velhasıl onlar korktu Tayyip Bey tek başına iktidar oldu kardeşim!”
Bu sefer, büyüme hızında dünyada ikinci, Avrupa ülkelerinde birinci sıraya yükseldik; korkuları hepten azdı.
Demek ki “büyüme” falan değil, “Ben senin sahile vurmuş korkularını sevdim” gibi güzellemeler, ne bileyim “şefkat gösterileri” veya “zıpçıktı empatiler” gerekli.
Ertuğrul Beyciğim bir ara “Başbakan hiç değilse şöyle boş kadeh kaldırsın; yoksa çok korkacağız!..” falan demişti hani.
Hadi diyelim boş kadeh kaldırsın da, korkuların alayı “akşamcı korkular” değil ki!
Envaiçeşit korku var!
Mesela, “Bundan kelli Genelkurmay''ın ışıkları sabaha kadar yanmayacak!” korkusunu ne yapacağız?
Korku bu; ampul değil ki, “Lüzumsuzsa söndür” diyelim!
Hadi bütün korkuları giderdin, Oray Eğin''in korkularını nasıl gidereceksin?!
Neyse ki, malum kanalda başlayan malum dizi, bir nebzecik de olsa çocuğun “korkularına” iyi gelmiş.
Ama besbelli ki kesmemiş!
Zira “Bu başlangıçtır, umarım devamı da gelir…” diyor.
Hadi bakalım malum yapımcı, ilk mektep drama bilgileriyle yahut sinemada dominik unsur gibi lafazanlıklarla bizi yemeyi bırak da, madem başladın devamını getir; bak çocuk bekliyor!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.