"Anasır-ı İslamiye" ve Millet Ruhu

00:0028/02/2013, الخميس
G: 6/09/2019, الجمعة
Şaban Abak

Sayın Başbakan"ın 26 Şubat günü TBMM Gurup Toplantısında yaptığı konuşmanın ana teması ırkçılığın reddi ve "millet" kavramıydı. Başbakan Erdoğan, kendisinin ve birlikte siyaset yaptıkları arkadaşlarının "millet" kavramını sıkça kullandıklarını belirtip bu ifadenin bir ırkı yahut etnik bir topluluğu ifade etmediğini vurguluyordu.Son derece önemli, yapıcı ve "kurucu" bir konuşmaydı.Bilindiği gibi "Millet" kavramını tarihî sosyolojik bağlamında ve bilimsel anlamıyla en kapsamlı açıklamış olan üstad

Sayın Başbakan"ın 26 Şubat günü TBMM Gurup Toplantısında yaptığı konuşmanın ana teması ırkçılığın reddi ve "millet" kavramıydı. Başbakan Erdoğan, kendisinin ve birlikte siyaset yaptıkları arkadaşlarının "millet" kavramını sıkça kullandıklarını belirtip bu ifadenin bir ırkı yahut etnik bir topluluğu ifade etmediğini vurguluyordu.

Son derece önemli, yapıcı ve "kurucu" bir konuşmaydı.

Bilindiği gibi "Millet" kavramını tarihî sosyolojik bağlamında ve bilimsel anlamıyla en kapsamlı açıklamış olan üstad Sezai Karakoç"tur. Her ne kadar konuşma metninde adı unutulmuş da olsa, sayın Başbakan"ın baştan beri sözkonusu kavramı Karakoç"un vurguladığı anlamıyla kullanıyor olması, mikro milliyetçiliklerin kıskacı altına sokulmak istenen ülkemiz için büyük bir şanstır.

"Millet", en yalın haliyle "aynı inanç, aynı ideal, aynı toplumsal gayeler etrafında kenetlenmiş, kader birliği yapmış büyük toplum"un adıdır.

Eski metinlerde bu yüzden "anasır-ı İslâmiye" olarak da kullanılırdı. Nitekim sayın Başbakan, 1920 yılında o zamanki adıyla "Büyük Millet Meclisi"nin başkanı tarafından yapılan konuşmadan şu alıntıyı da paylaştı: "Burada maksut olan kastedilen ve Meclis-i Âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir, fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslamiyedir, samimi bir mecmuadır."

Yine eskiden "milliyet-çi" kelimesiyle, işte bu aynı inanç ve ideal etrafında kenetlenmiş "millet"in hak ve hukukunu koruma ve geliştirme ülküsü ifade ediliyordu. Savaş bitip devlet yeniden kurulduktan sonra "anasır-ı islâmiye" laflarını unutup da mezarlardan kafatası toplayıp ölçmeye başlayanlar "millet" kavramının da içini boşaltarak "ırk" anlamında kullanmaya başladılar. Daha beteri, milleti teşkil eden unsurları dışlayıp yok sayıcı politikalar izlediler. Hem o inkâr politikaları uygulanıp hem de millet kelimesi, belli bir ırkı, yalnızca bir etnik gurubu ifade etmek üzere kullanılınca, "milliyetçilik" de düpedüz ırkçılıkla eşitlendi gitti.

Çözüm elbette karşı ırkçılık değildir. Milleti teşkil eden guruplardan biri ırkçılık yapıyorsa, bu yanlışı düzeltmenin yolu öteki gurupların da ırkçılık yapması değildir. Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar demiş atalarımız. Kaldı ki burada ırkçılık yapan bir gurup bile yoktur, daha çok resmî devlet ağzı ırkçı bir şiveye sahiptir. Dolayısıyla çözüm, problemin kaynağı olan bu resmî söylemin hukukî zeminini değiştirip yeniden tanımlamakla mümkün olacaktır.

İşte o yeni tanım, "Büyük Millet"tir ki esasen yeni de değil; kadîm tanımdır. İşte bir kere daha tarih ve kader, güncel olanın çözümünü, kadîm olana dönüşe ve onu yeniden, bir daha keşfediş şartına bağlamıştır.

Demek ki sular tersine akıtılamayacağı gibi, Kur"an"ın bir adlandırması olan "millet"in muhtevası da sonsuza kadar çarpıtılamıyor. Birleştirici, barıştırıcı, büyük buluşmayı sağlayıcı kapsamı eninde sonunda tarihin ve toplumun karşısına çıkıyor.

Millet kelimesinin kavram olarak dirilişi, milletin de dirilişi olacaktır.

Bilindiği gibi Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919"da toplanmıştır. İşgal altındaki yurdumuzun durumunu görüşmek ve hal çareleri üretmek üzere düzenlenen bu kongrenin hazırlıkları sırasında Erzurum"dan Trabzon"a çekilen şu telgraf metinlerini paylaşarak bitirmek istiyorum:

"Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti"ne,

Irkî, dinî ve tarihî birliklerinin yanı sıra kaderleri de ortak olan Trabzon ve Doğu Vilayetlerinin işbirliği etmeleri gereken tarihi an gelmiştir. Trabzon"un bizlersiz, biz iç vilayetlerimizin de Trabzon"suz yaşaması imkansızdır. Aramızda oluşacak işbirliğinin, mübarek vatanımıza göz koyan muhterislere karşı koyabileceği inancındayız. Bu amaçla Trabzon"lu kardeşlerimize kardeşlik ve yardım eli uzatmaya ve kaderdaşımız olan diğer beş vilayetle beraber işbirliği etmeye ve duruma göre birlikte tavır almaya davet ediyoruz. Bu amaçla Erzurum"da toplanacak olan kongreye sizin de katılmanızı teklif ediyoruz. Bu husustaki fikir ve görüşünüzün zaman kaybetmeden bildirilmesini önemle temenni ederiz.

30 Mayıs 1335 (1919)

Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti"

Bu telgraf, Trabzon"da büyük heyecanla karşılanmış ve aynı gün olumlu cevap yazılmıştır. Cevapta özetle, "biz varız, Sivas, Diyarbakır, Van, Bitlis ve Mamüretülaziz (Elazığ) vilayetlerini de durumdan haberdar ettik, siz tarihi belirleyip diğer vilayetlere de yazı yazarak davet ederseniz hepimiz katılacağız", deniliyor.

Bunun üzerine yine aynı gün Erzurum"dan Trabzon"a bir teşekkür ve bilgilendirme telgrafı gönderiliyor.

Bakın Erzurum"dan Trabzon"a 30 Mayıs 1919"da (yani aynı gün) çekilen ikinci telgrafta ne deniliyor:

"Trabzon Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti"ne,

Teklifiniz burada büyük hürmetle karşılandı. Artık kaderlerimiz gibi amaçlarımız ve çalışmalarımız da birdir. Doğu vilayetleri olarak İslam"ın mukaddesatının ve hukukunun savunulmasını ve korunmasını millî ve tarihî bir görev biliyoruz. Bu görev bugün, kan, tarih ve din bakımlarından yekvücut olan Türk ve Kürt"e düşmektedir. Bu sebeple teklifinize tamamen katılmış olduk ve Genel Kongre esaslarını hazırlamaya başladık. Diğer vilayetlere yazdığımız yazıya cevapların gelmesinden sonra kongrenin toplanması için durum bildirilecektir. Gelecekten emin olarak samimi saygılarımızı teşekkürlerimize ekleriz."

Türküyle, Kürdüyle, Gürcüsüyle, Çerkesiyle "bir millet" olduğumuzu, hem de bir büyük millet olduğumuzu akıldan çıkarmamalıyız.

1919"da Şark Vilayetlerinin en temel gücü işte bu millet ruhuydu. Bugün de muhtaç olduğumuz ruh budur.