Susuz yaz

00:0016/08/2007, Perşembe
G: 29/08/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Susuz Yaz, Necati Cumalı''nın aynı adı taşıyan öyküsünden sinemaya uyarlanmış filmi… Metin Erksan''ın usta rejisiyle beyaz perdeye aktarılmıştı. Erol Taş ilk kez o filmde figüranlıktan çıkartılıp baş role yükseltilmişti. Ve harika bir oyun çıkartmıştı. Ama konumuz film değil. Konumuz, susuz yaz… Bir susuz yaz mevsiminde insanın hali…Bir vakitler Anadolu''ya su varsılı bir toprak diye bakılırdı. Şimdilerdeyse onun su yoksulu olduğu söylemi giderek öne çıkıyor. Bunda sanırım “küresel ısınma” denilen

Susuz Yaz, Necati Cumalı''nın aynı adı taşıyan öyküsünden sinemaya uyarlanmış filmi… Metin Erksan''ın usta rejisiyle beyaz perdeye aktarılmıştı. Erol Taş ilk kez o filmde figüranlıktan çıkartılıp baş role yükseltilmişti. Ve harika bir oyun çıkartmıştı. Ama konumuz film değil. Konumuz, susuz yaz… Bir susuz yaz mevsiminde insanın hali…

Bir vakitler Anadolu''ya su varsılı bir toprak diye bakılırdı. Şimdilerdeyse onun su yoksulu olduğu söylemi giderek öne çıkıyor. Bunda sanırım “küresel ısınma” denilen fecaatin de payı olmalı… Ama benim bildiğim, Anadolu, hakkındaki söylenti ne olursa olsun, su yönünden varsıl sayılabilecek bir ülke olmamalı…

Anadolu toprağı üzerinde geçen öykülerin, romanların bazılarında su meselesi yüzünden yaşanan dramlar anlatılır.

Yaşar Kemal, İnce Memed''i yazdıktan sonra Varlık dergisinde kendisiyle yapılan bir mülakatta “Sarı Su” adını taşıyan bir roman yazacağını, ondan sonra da başka roman yazmayacağını söylemişti. Kemal, o romanı yazmadı. En azından o adı taşıyan romanı yayınlanmadı. Uzun bir süre o romanın yayınlanmasını bekledim. Çünkü romanda Çukurova''da geçen su nizaları konu edinilecekti. Suyun sarı diye nitelenmesi onun çeltik suyu olmasına göndermede bulunuyordu.

O sıralarda, biz de Maraş''ta su sıkıntısından doğan nizalar, ihtilaflar üzerinde bir uçtan düşünmeye başlıyorduk. Maraş''ın kent içi yönünden su sıkıntısı yoktu. Yaklaşık 30 bin civarındaki nüfusa (şimdi 500 bin dolaylarında) kentin kaynak suları yetiyordu. Nerdeyse her köşe başında tulumbalı çeşmeler vardı. Evlere hem tazyikli su, hem de kaynak suyu gelirdi. Fakat tarım alanındaki su yetersizdi, hele de çeltik söz konusuysa… Çeltiğin su içinde yetişmesi gerekiyordu. Keza, bir zamanlar dünyanın en kaliteli pamuk ürününün alındığı Maraş ovasında bu ürünün de suya ihtiyacı vardı. Şimdi artık Maraş''ın pamuğu da, çeltiği de mazide kaldı.

Bizim, 1956''da yazıp Varlık dergisinde 1957 yılı Ocak ayında yayınlanan öykümüzün adı da suyla ilgiliydi: Akar Su… Köyün içinden geçen derenin kamu yönetimince beton künk içine alınıp dağılımın künkten yapılması öngörülüyordu. Ancak her defasında köylüler künkleri kırıp suyu açığa çıkartmışlar ve umulan tasarruf başarılamamıştı.

Her şeye rağmen Anadolu''nun suyu kendine yeter olmalıydı diye düşünürüm. Ancak hazıra dağ dayanmaz denir. Bilinçsiz kullanım halihazırdaki suyun da kurumasını sonuçlamıştır.

Aslında yukarıdaki satırlar benim yağmura duyduğum özlemi anlatmak için giriş niyetine çiziktirilmişti, uzadı.

Dün gece kurak kentin üstüne birkaç dakikalık yağmur yağdı. Fakat cılız, tıslayan muslukların uyandırdığı hüzne ve umutsuzluğa benzer duyguları körükleyerek. Olağan yaz yağmurunun gümrah fışkırışını beklemek boşunaydı. Bazen saatler süren bir ahmak ıslatanın içe işleyici etkisinden de yoksun… Gene de özlediğim bir havayı ciğerime çekip solumak istedim. Hani sinemadan çıkarsınız, vakit akşam üzeridir. Ortalık alacakaranlık… Boşalan yağmur içinize karmakarışık romanesk bir hüzün çökeltir. Gene de mutluluğunuz yaralanmamıştır. Yağmurun altında kalabalığa karışıp caddenin bir ucundan öbür ucuna volta atarsınız..

Ama kendi dar alanımız ve hayatın özüne olan susuzluğumuz varlığımızı öylesine kördüğüm etmiş ki, o birkaç dakikalık su şırıltısını dinleyerek insanın aczine düşünüp gülümsemekten başka bir şey gelmedi elimizden.. acı acı..