
Henry de Montherlant''ın tezi şimdi bile cüretli görünüyor bana. Hele kadın erkek eşitliğinin nerdeyse kutsal bir hüküm haline getirildiği ve kimbilir hangi iç pazarlıkların kozu olarak kullanılmak üzere piyasaya sürüldüğü günlerde, bu tür sözler söylemenin yürek istediğini kabul etmek gerekiyor. O da zaten bu görüşleri yüzünden resmî edebiyat çevrelerinden dışlanmıştı. Örneğin şunları söylüyor: "Kadın, bir erkek için yaratılmış, erkekse hayat için ve bilhassa bütün kadınlar için... Kadın bir yere ulaşmak ve orada çivilenip kalmak için yaratılmış; erkekse girişmek ve bırakmak için: O bitirdiği zaman kadın sevmeye başlar; hep yakıcı kadın derler de ne diye yakıcı erkekler demezler! Erkek alır ve atar; kadınsa kendini verir, bir kere verilmiş olanı da bir daha almazlar, alırlarsa da güzel almazlar. Kadın aşkın, yalnız kendi aşkının değil, erkeğin kendine olan aşkının da, her şeye muktedir olduğunu sanır, her şeyi şişirir; tumturaklı laflar eder, aşkın sınırsız olduğunu söyler; erkek kadına olan aşkının da, kadının kendisine olan aşkının da sınırlarını görür, aşkın bütün zavallılığını bilir. (...) Erkeğin kadın için arzudan başka bir şeyi olmaz; bu, kadını öldürür; kadının da erkek için sevgiden başka pek bir şeyi olamaz, bu da erkeği öldürür." (s. 129).
Bu iddiaları, varması gereken sonuçlara ulaştırdığımızda, söylenecek şeyin, aşkın, kadının uydurması olduğu teziyle karşılaşırız. Nitekim aynı romanın kahramanı, bir yerde, şöyle der: "Aşkı bilirim ben, sevmem o duyguyu. Tabiatta aşk maşk diye bir şey yoktur zaten, kadınların uydurmasıdır." (s.39). Ve aynı bağlamda şu mülahazalara yer veriliyor: "Erkek kısmı duyularını tatmin ettikten sonra kadınla ilgilenmez, kadın bunu anlar anlamaz hayatının en büyük facialarından biri başlar. Kadın, kendini yakalasınlar diye söğüt ağaçlarının arasına kaçar; az sonra da erkek kaçar söğüt ağaçlarının arasından; ama bu seferki kaçış sahicidir; erkek bir daha yakalanmak istemez." (s. 127). Ve işte beklenen sonuç; "...evlenen bir erkek kadına her zaman için, bir armağan veriyor demektir, çünkü kadının ''hayatî'' bir ihtiyacı vardır evlenmeye, erkeğin ihtiyacı yoktur. Kadınlar, saadet kapılarını açan tek anahtar evlilik olduğu için evlenirler, erkeklerse sersemliklerinden evlenirler." (s. 128, Genç Kızlar, Varlık Y. İst. 1955).
Montherlant''ın tanımlamaya çalıştığı erkek, bal yapmak için o çiçekten bu çiçeğe uçup duran arıya benziyor; çiçekse kendi yerinde ve sabit biçimde duruyor ve arının yalnızca kendi poleniyle beslenmesini istiyor. Onu, yalnızca kendisiyle beslenebileceğini ikna etmeye çabalıyor ve aşkı öne sürüyor. Bunun bir adım ötesindeyse, bu aşkın, bir mukaveleye raptedilmesinin gerekliliğini dile getiriyor ve bu gerekliliğin şartlarını sağlıyor (evlilik). Montherlant, bu mülahazaları ileri sürerken, bir bakıma kadının fıtratından gelen bir zavallılık içinde bulunduğu varsayımından hareket ederken; bir yandan da, bu zavallılığın içinde gizli duran bir kurnazlığın varbulunduğunu kabul ediyor. Bir yandan da, güçlü konumda görünen erkeğin, aslında sersem yaradılışına işaret ediyor. Erkek sersem kabul edilmese, kadının, sonsuz olduğunu ileri sürdüğü aşkına erkeği ikna etmesinin imkânı bulunamayacaktır. Ama sonuçta, evlenmekle, erkek, fıtratının dışına çıkmış sayılmaktadır. Montherlant''ın mülahazaları bizi böyle bir sonuçla karşılaştırıyor. Acaba gerçekten onun dediği gibi, kadının aşkı kesintisiz ve sınırsız mıdır ve erkekte aşk olgusu yoktur veya varsa bile bu olgu geçici ve kesik kesik midir?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.