“Silahları eşime ve oğluma doğrulttular. Bana ise çocuklarımdan ikisini alıp gitmemi söylediler. Tereddüt ettim ama onlara bakmaya da cesaret edemedim ve önüme bakıyordum. O anda bağırarak iki çocuğumu alıp gitmemi aksi takdirde hepimizi öldüreceklerini söylediler. Bu nedenle küçük oğlum beni elbisemden çekip ‘Anne, gidelim, en azından sen hayatta kalacaksın’ dedi. Bunun üzerine çocuklarımla birlikte kaçmaya başladım, onlar ise arkamızda kaldılar. Sanırım 30 metreden fazla gitmeden ateş sesleri duydum. Dönüp baktığımda eşim ile oğlumun merdivenden düştüklerini gördüm.”
Avrupa’nın göbeğinden bu tanıklık.
Filistin’in Gazze’sinden değil.
Avrupa’nın Gazze’si Saraybosna’dan.
Saraybosna soykırımından yalnızca bir enstantane bu anlatım.
Travnik şehrine giderken yol üstündeki Ahmiçi köyünde geçen bu katliamın çok daha beterleri Saraybosna’nın her tarafında yaşandı.
O yüzden Saraybosna’nın her yeri şehitliklerle dolu.
Ahmiçi köyünde Boşnaklarla Hırvatlar içiçe yaşıyorlar.
Bu nasıl bir kindir ki yıllar yılı birlikte yaşadıkları Boşnak Müslümanları Hırvat savaşçılar gözünü kırpmadan hunharca katledebiliyorlar…
Ahmiçi camiine topladıkları 116 Müslümanı diri diri yakabiliyorlar, kurşunlarla delik deşik edebiliyorlar…
O cesetlerin fotoğraflarını izlemek bile yürek kanatırken, Hırvat canilerin hâletiruhiyelerini varın siz düşününüz…
Yerle bir ettikleri o cami bugün dimdik ayakta. Camiden içeri adımımızı attığımızda bizi Mahir Hoca karşıladı o yarım yamalak ama hoş Türkçesiyle. İçeride pırıl pırıl kız ve erkek çocuklara pazar günü Kur’an dersi veriyor. Ezberledikleri Kur’an surelerini onlardan dinlemek tarifsiz bir mutluluk veriyor bize.
Ne Boşnakları bitirebildiler ne de onların içindeki imanı.
Utançlarıyla tarihe geçtiler sadece.
Bir yanda Sırp milliyetçileri ve savaşçıları, öbür yanda Hırvat milliyetçileri ve canileri…
Boşnaklara niçin mi ölüm kustular?
Sadece ve yalnızca Müslüman oldukları için.
Onları Osmanlı olarak gördükleri için.
Osmanlı’dan, yani İslam’dan hiçbir eser bırakmamak için.
Onların gözünde Osmanlı Türk demekti, Türk ise Müslüman. Boşnak Müslümanları da Osmanlı bildikleri için soykırıma tabi tuttular.
Saraybosna’yı Gazze’ye dönüştürdüler.
Gazze’de Arap Müslümanlara İsrailli siyonistlerin yaptığının aynısını Saraybosna’da Sırp-Hırvat Nazileri yaptılar.
Saraybosna’da yaşayan Boşnak Müslümanların HAMAS’ı yoktu.
Gazze’deki katliamı HAMAS üzerinden adeta meşrulaştırmaya çalışanlar şu sorunun cevabını versinler: Boşnak Müslümanların HAMAS’ı mı vardı?
Kendi yurtlarını, canlarını ve inançlarını korumaktan öte bir amacı olmayan Boşnak Müslümanları çoluk-çocuk, kadın- erkek, genç-yaşlı demeden vahşice katlettiler. Osmanlı’ya ait eserleri yerle yeksan ettiler.
Mostar Köprüsü’nün nasıl Hırvat güçlerince atılan roketlerle yıkıldığını izlediğinizde bu hıncın asıl gerekçesini anlarsınız. Mostar Köprüsü’ne bakan o hâkim tepeye, yani eşsiz güzellikteki Mostar Köprüsü’nün roketlerle yıkıldığı o yüksek tepeye dikilen devasa haç, Hırvatların kininin asıl sebebinin simgesi işte!
Boşnak Müslümanların HAMAS’ı yoktu ama soykırımdan geçirildiler. Sadece fiziki olarak değil, kendileriyle beraber mabetleri de, kültürel eserleri de yok edilmek istendi.
Tıpkı Gazze gibi…
Tıpkı Kudüs gibi…
O yüzden Saraybosna’da Boşnak Müslümanların şahsında düşmanlaştırılan bizdik. Soykırıma tabi tutulan bizdik.
Saraybosna bizdik çünkü.
Tıpkı Gazze’nin ve Kudüs’ün biz olması gibi, bizim olması gibi.
O yüzden Türkiye’den 1992’de koşup giden Akıncı kardeşimiz Selami Yurdan Travnik şehrinde Boşnak kardeşlerinin safında Sırp canilerine karşı savaşırken şehit oldu. Kabrinin üstünde yazılı olan “Türkiyeli” ibaresini bu anlam derinliğiyle okumasını bilmeyenler, daha doğrusu bu bilince karşı çıkanlar, “Bosna’da ne işimiz! var” diyebilirler. “Bosna davası, Boşnakların davasıdır; Türk milletinin davası değildir, İslam davası değildir” diyebilirler.
Tıpkı Gazze için, Filistin için dedikleri gibi.
Bizim için Saraybosna da, Filistin de Müslüman Türk milletinin davasıdır. Türk’ü İslamiyet’ten soyutlayıp bir etnisiteye indirgediğiniz andan itibaren Türk milletinin o derin anlam dünyasını da, Müslüman Türk milletinin asıl davasını da ortadan kaldırmış olursunuz.
1463’te Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği o topraklar adım başı bizim eserlerimizle dolu. Orada bizim kardeşlerimiz yaşıyorlar. Onların davası bizim davamız, onların derdi bizim derdimizdir. Türk olmak da, Müslüman olmak da tam bu anlama karşılık geliyor. Gayrısı ırkçılıktır. Türk’ü Hira Dağı’ndan kopartıp Tanrı Dağı’na hapsedenler Türk’ün i’lâ-yı kelimetullah davasına ihanet edenlerdir.
Ahmet Yesevi ocağına bin selam…
Bosna-Hersek’in fethinden önce gönül cihadı başlatıp o Avrupa’nın göbeğindeki dağ başlarındaki köylere kadar giden Sarı Saltuk’lara bin selam…
Alperenlerimize, yani gönül fatihlerimize sonsuz rahmet…
Sarı Saltuk tekkesinin kurulduğu o dağlık bölgede tekkenin avlusunda düşündüklerimle “Bosna bizim davamız değil, Filistin hiç değil!” diyenlerin düşünceleri birbirinin zıddı.
Çok şükür ki zıddı.
Hamdolsun ki onlardan beriyiz.
Çünkü cuma günü gittiğim Bosna’da kendimi gördüm.
Sarı Saltuk Tekkesi’nde yürek coğrafyamızın derinliğini keşfettim.
Mostar Köprüsü’nü seyrederken tarihsel büyüklüğümüzü, bizi büyük kılan inancımızın ve medeniyetimizin ölümsüz yapıtlarını gördüm.
Bosna’da Gazze’yi gördüm…
Gazze’de ölüm kusan Nazilerle Bosna’da ölüm yağdıran Nazilerin dinleri ve ırkları farklı bile olsa İslam düşmanlığı söz konusu olduğunda nasıl birleştiklerini gördüm.
Burada adı Boşnak olur, Gazze’de Arap.
Avrupa’nın Gazze’si olarak tanımladığım Saraybosna’yı bekleyen yeni tehlikeler gördüm.
Bosna’yı Osmanlı’dan yani bizden kopartmak isteyen Avrupalıların ve onlar tarafından mankurtlaştırılan insanların Saraybosna’yı neye dönüştürmek istediklerini fark ettim.
Havaalanında dönmeyi beklerken dâhil olduğum bir WhatSaap grubunda Müslüman aydın-akademisyen unvanlı birilerinin HAMAS için “Yahudi figüranı” dediklerini okuduğumda can evimden vuruldum. HAMAS üzerinden İsrail soykırımını meşrulaştıran yaklaşımlar, yardım çığlığı atan Gazzeli bir Arap Müslümanın videosunun altına döşenen “Bizimle istişare ederek mi savaşa girdiniz ki bizi suçlarcasına yardım çağrısında bulunuyorsunuz!” diyebilecek kadar HAMAS dolayımında o mazlum kardeşlerimize laf edenleri okuduğumda anladım ki tarlamız çoktan sürülmüş bizim. “Filistin davası, Türk milletinin davası değildir” demenin bizim mahalledeki farklı bir versiyonuydu bu.
Boşnak Müslümanların HAMAS’ı yoktu ama başlarına getirilenler ortada.
Bosna’ya doyamadan dönmenin hüznüne o WhatSaap grubundaki sözler eşlik edince neleri kaybettiğimizi bir kez daha anlamış oldum.
Bekle Bosna, bundan sonra hep sendeyim ve seninleyim! Tıpkı Gazze gibi!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.