Kur’ân Günlüğü -26. Cüz-

01:0026/03/2025, Çarşamba
G: 25/03/2025, Salı
Mahmut Ay

Asıl fetih kalplerin fethidir. Bunun için de huzur ve barışın hâkim olduğu bir ortama ihtiyaç vardır “Biz, sana apaçık bir fetih nasip ettik. Ta ki, Allah senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlasın, senin üzerindeki nimetlerini tamamlasın, seni dosdoğru yola iletsin ve sana şanlı bir zafer ihsan etsin” (Fetih 48/1-3). Efendimiz (sav), hicretin altıncı yılında bir rüya görmüştü. Rüyasında, ashâbıyla birlikte umre yapıyordu. Bu rüyayı ashâbına anlattı ve sefer hazırlıkları başladı. Yaklaşık bin

Asıl fetih kalplerin fethidir. Bunun için de huzur ve barışın hâkim olduğu bir ortama ihtiyaç vardır

“Biz, sana apaçık bir fetih nasip ettik. Ta ki, Allah senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlasın, senin üzerindeki nimetlerini tamamlasın, seni dosdoğru yola iletsin ve sana şanlı bir zafer ihsan etsin” (Fetih 48/1-3).

Efendimiz (sav), hicretin altıncı yılında bir rüya görmüştü. Rüyasında, ashâbıyla birlikte umre yapıyordu. Bu rüyayı ashâbına anlattı ve sefer hazırlıkları başladı. Yaklaşık bin dört yüz sahâbî ile birlikte, yanlarına sadece birer kılıç alarak, silahsız denilebilecek bir şekilde yola koyuldular. Yolda ihramlarını giydiler ve yetmiş kurbanlık deve satın aldılar. Böylece tek amaçlarının umre yapmak olduğunu, hiçbir şekilde silahlı bir mücadeleye girmek istemediklerini göstermiş oluyorlardı. Hudeybiye mevkiine geldiklerinde Kureyşliler çeşitli elçiler göndererek Müslümanların ne niyetle geldiklerini anlamaya çalıştılar. Efendimiz (sav) sadece umre için geldiklerini defalarca söylemesine rağmen, müşrikler umre yapmalarına izin vermediler. Bu arada, Müslümanlar Hudeybiye’de konaklarken defalarca elli atmış kişilik gruplar hâlinde Müslümanlara taciz saldırılarında bulunup onları çatışmaya çekmeye çalıştılar. Ancak Efendimiz’in (sav) uyarılarını dikkate alan ashâb oyuna gelmedi, onlara silahlı mukabelede bulunmadı, onları yakalayıp Resûl-i Ekrem’e (sav) getirdiklerinde Efendimiz (sav), onların salıverilmelerini emretti. Nihayetinde Kureyşliler, Hz. Peygamber (sav) ile bir anlaşma yaptılar. Bu anlaşmanın en önemli maddeleri şunlardı: 1. O sene Müslümanlar umre yapmayacak, gelecek sene üç gün süreyle umre yapmalarına izin verilecek. 2. On yıl süreyle ateşkes uygulanacak. Anlaşmanın bu ve özellikle diğer maddeleri Müslümanlara ağır geldi. Hz. Ömer (ra) bile pek çok tereddüt yaşadı. Müslümanlar Medine’ye dönerken Fetih Suresi nazil oldu. Müslümanlar bu surede bir fethin nasip edildiğini duyduklarında şaşkınlık yaşadılar. Zira umre niyetiyle geldikleri hâlde umre yapmalarına bile izin verilmemiş ve zâhiren Müslümanlar aleyhine görünen Hudeybiye anlaşması yapılarak geri dönmüşlerdi. Mesela Hz. Ömer “Ya Resûlallah! Bu, bir fetih midir?” diye şaşkın bir şekilde sormuş, Efendimiz (sav) de “Evet, bu açık bir fetihtir.” buyurmuştu. Nitekim İbn Mesud (ra) başta olmak üzere pek çok sahâbî Resûlullah’ın (sav) vefatından sonra şöyle demişlerdir: “İnsanlar (bu surede geçen) zaferin Mekke’nin fethine işaret ettiğini zannediyorlar. Hâlbuki biz, Hudeybiye’yi zafer olarak görüyorduk.” Peki Hudeybiye nasıl ve neden bir fetih ve zaferdi? İbn Hacer gibi âlimlerin ifade ettiği üzere bu anlaşma sayesinde barış ve huzur ortamı oluşmuş ve bu sayede İslâm rahat bir şekilde anlatılmaya başlanmıştı. Bu vesileyle binlerce insanın kalbi fethedilmiş/İslâm’a açılmıştı. Tâbiîn ulemâsında Zührî’nin belirttiği gibi asr-ı saadetteki en büyük fetih, Hudeybiye anlaşmasıdır. Zira ondan sonraki iki yıl içinde Müslüman olanların sayısı, o zamana kadar on dokuz yıl boyunca Müslüman olanların sayısından fazlaydı.

Müslümanlar olarak “fetih” denince genellikle aklımıza bir beldenin fethi; “zafer” denince de somut bir galibiyet gelir. Ve Fetih Suresi’ni umumiyetle savaşlarda ve çeşitli mücadelelerde galip gelmek için okuruz. Bunda bir yanlışlık olmamakla birlikte şunu belirtmek gerekir ki bu surede bahsedilen fetih, aslında askerî fetihten daha öte, daha yüce bir fetihtir: Kalplerin fethi. Zira Hudeybiye anlaşması ile sağlanan barış ve huzur ortamı sayesinde binlerce insanın kalbi iman ile fethedilmişti. Cenâb-ı Hak için bir kulunun kalbinin İslâm’a açılması, bir beldenin fethinden daha önemliydi. Bu noktada “Ben yerlere ve göklere sığamam; ama mümin bir kulumun kalbine sığarım.” meâlindeki hadis-i kudsîyi hatırlamak icap eder. Bir insanın gönlünü fethetmek/İslâm’a açmak, Allah’ın sığacağı yeni bir manevî alan kazanmak demektir. Şu hâlde, Fetih Suresi’nde zikri geçen “feth-i mübîn” barış ve huzurun hâkim olduğu bir ortamda İslâm’ın güzelliklerinin anlatılması sayesinde kalplerin fethidir. Diğer askerî ve siyâsî fetihler, bu fethin kapılarını araladığı, yollarını açtığı fetihlerdir. Dolayısıyla mümin, her alandaki fetihlerin kapısını açacak “feth-i mübîn”e daha çok vesile ve mazhar olmak istiyorsa içinde yaşadığı toplumda ve dünyada mümkün mertebe barış ve huzurun hakimiyeti için gayret sarf etmelidir. Allahu a’lem.

Kur’ân’daki cennet tasvirleri evrensel mi tarihsel mi? Gerçek mi temsilî mi?

“Rabbine itaatsizlikten sakınanlara vadedilen cennetin temsili şudur: Orada, bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır. Onlar için ayrıca orada her türlü meyve ve bir de Rablerinin mağfireti olacaktır” (Muhammed 47/15).

Hikmetli Kitap, sonsuz hayatta Hak Teâlâ’nın inanan kullarına vadettiği cennete dair çeşitli bilgiler verir ve tasvirler yapar. Bu hususta şu iki soru akla gelebilir: 1. Yapılan tasvirler, gerçeğin olduğu gibi tasviri midir yoksa temsilî bir tasvir midir? 2. Bu tasvirler, evrensel midir yoksa Kur’ân’ın nazil olduğu dönemdeki Arapların isteklerine ve özlem duydukları hayata göre mi şekillenmiştir?

Birinci soruyu şöyle cevaplayabiliriz: Hem Kur’ân’daki çeşitli âyetlerden ve hadislerden anlaşıldığına hem de aklın öngörüsüne göre kıyamet sonrasında başlayacak olan ahiretteki sonsuz hayatın şartları bu dünyadakinden farklı olacaktır. Ancak Kur’ân’da ahiret ahvâline dair anlatımlarda, dünyada var olan nesneler, zevkler ve acılar kullanılmıştır. Şu hâlde Kur’ân’daki cennete ve cehenneme dair tasvirler, bizim dünya hayatında bildiğimiz, tecrübe ettiğimiz şeylerden hareketle yapılmış olmalıdır. Nitekim İbn Abbas (ra) da bu konuda şöyle demiştir: “Cennet nimetlerinin, dünya nimetlerine tek benzerliği, isim benzerliğidir”.

Mesela bu âyetlerdeki tasviri ele alalım. Cennette şu dört çeşit nehir olacağı bildirilmiştir: su, süt, bal ve şarap nehri. Dünyada bunların olması için ineklere, arılara ve üzümlerin fermente edilmesine ihtiyaç vardır. Ahirette bunların olmasına gerek olmadığına göre farklı bir âlemden, bambaşka bir dünyadan bahsediyoruz demektir. Dolayısıyla bunları temsilî bir anlatım olarak görmek daha isabetli olacaktır. Nitekim bu âyetin başında cennete dair yapılacak tasvirin temsilden ibaret olduğu “mesel” kelimesiyle ifade edilmiş ve “Müttakilere vadedilen cennetin misali (mesel) şudur” buyurulmuştur.

İkinci soruyu şöyle cevaplayabiliriz: Öncelikle şunu ifade edelim ki “Kur’ân tarihsel mi evrensel mi?” sorusu cevaplanırken şu noktadan hareket edilmelidir: Kur’ân’ın muhatapları iki kısımdır: İlk/doğrudan muhataplar ve sonraki/dolaylı muhataplar. Elbette ki Kur’ân’ın indiği dönemde yaşayan insanların tutumları, meydana gelen hadiseler ve bunların çözüm yolları anlatılırken, ilk muhatapların yaşadığı dönemin ve coğrafyanın sosyo-kültürel şartlarının göz önünde bulundurulması gerekiyordu. Aksi takdirde ilk muhataplara, onların anlamadığı bir dil üzerinden hitap edilmiş olurdu. Mesela Kur’ân, insanların istifadesi için bazı hayvanların binek olarak kullanılmaya ve yük taşımaya elverişli bir şekilde yaratıldığını ifade eder. Şayet bundan on dört asır önce Allah’ın bu amaçla otomobiller ve uçaklar yarattığı söylenmiş olsaydı ilk muhatapları için anlamadıkları bir dil kullanılmış olacaktı. Ancak binek olmaya elverişli çeşitli hayvanların yaratıldığı ifade edildikten hemen sonra “Allah henüz bilmediğiniz daha nice şeyler yaratır/yaratacaktır.” (Nahl 16/9) buyurularak ileride yaratılacak yeni binek araçlarına işaret edilmiştir. Dolayısıyla Kur’ân’ın çağdaş muhatabı, âyetin tümünü okuduğunda şunu anlayacaktır: “Rabbim, insanlara ihsan ettiği nimetlerini anlatırken ilk muhataplara, onların yaşadıkları dönemin koşullarına göre bazı örnekler vermiş, ama sonunda daha nice yeni şeyler yaratacağını ifade buyurarak benim bugün kullandığım binek araçlarını ve bugün bilmediğimiz ama gelecekte ortaya çıkacak yeni binek araçlarını da zımnen zikretmiştir.” Benzer şekilde Kur’ân’daki cennet tasvirleri için de şu söylenebilir: Bu tasvirlere bakıldığında, cennetteki meyve isimlerinden iklim koşullarına kadar ilk muhatapların bildiği nimetler üzerinden bir tasvir yapıldığı anlaşılmaktadır. Mesela yukarıda meâlini verdiğimiz âyette geçen su, süt, bal ve şarap ilk muhatapların lezzetini bildiği içeceklerdir. Ancak şunu belirtelim ki Kur’ân’daki cennet tasvirine genel olarak bakıldığında her coğrafyada yaşayan insanların hoşuna gidecek şekilde genel nimetlerden söz edildiğini görmekteyiz. Mesela dünya genelinde bir anket yapılıp insanlara “Nasıl bir mekânda yaşamak istersiniz? Yaşamayı arzu ettiğiniz ideal yeri betimler misiniz?” diye sorulacak olsa, kâhir ekseriyet “su ve yeşilin buluştuğu” bir yeri (mesela deniz/nehir kenarında güzel bir bahçenin içinde bir köşk) betimleyecektir. Dolayısıyla genel olarak cennet tasviri tüm coğrafyalarda yaşayan insanların zevkine hitap edecek şekilde tasvir edilmiştir; ancak meyve isimlerinde olduğu gibi bazı detaylarda ilk muhatapların bildikleri nimetler kullanılmıştır. Asıl önemli olan husus da şudur: Tıpkı yukarıda binek hayvanlarından bahseden âyetin sonunda “Allah henüz bilmediğiniz daha nice şeyler yaratır/yaratacaktır.” buyurulması gibi, cennetle ilgili şu âyetler, cennete dair yapılan tasvirlerin birer örnekten ibaret olduğunu, orada kişinin istediği her şeyi bulabileceğini ifade eder: “Orada canınızın arzuladığı her şey olacaktır” (Fussilet /31), “Orada canın arzuladığı ve gözün görmek istediği her şey olacaktır” (Zuhruf /71). Dolayısıyla bu âyetler, aslında her insanın cennetinin kendine özel bir şekilde tasarlanabileceğini ifade ederek herkese hitap eden evrensel bir dil kullanmıştır. Allahu a’lem.


#Kur'an-ı Kerim
#Ramazan
#Fetih Suresi
Yorumlar

Merhaba, sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynak oluşturur. Lütfen diğer kullanıcılara ve farklı görüşlere saygı gösterin. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanmayın.

muzaffer.burdurlu13888

Ahiret hayatında hayvanların olmayacağının delilleri nedir?

20 s önce
kalp

teşekkürler bu açıklamalar çok izah edici

1 g önce
Kapat

Günün en önemli haberlerini e-posta olarak almak için tıklayın. Buradan üye olun.

Üye olarak Albayrak Medya Grubu sitelerinden elektronik iletişime izin vermiş ve Kullanım Koşullarını ve Gizlilik Pollitikasını kabul etmiş olursunuz.