
Hemen her pazar günü gibi dün de kahvaltıya geç oturup gazeteleri karıştırmaya başladık. Pazar ekleriyle irileşmiş gazete demetinin en üstünde –tesadüfen- Radikal İki duruyordu. Baş sayfasında da Yasin Ceylan imzalı "Kürt dilinde eğitim" başlıklı yazı.
"İşte" dedik yazıyı okuduktan sonra, "Anadilde eğitim konusunda fikir yürütmek isteyenlerin mutlaka önlerine koymaları gereken bir yazı!" Felsefe profesörü (ODTÜ) Ceylan, bugüne kadar "Kürtçe eğitim" konusunda yazıp-çizen-konuşan (aralarında benim de yer aldığım) zevatın önüne bu meselenin aslını faslını anlatan bir yazı koymuş. Genel olarak "anadilde eğitim", özel olarak "Kürt dilinde eğitim" konusunda dile getirilen talebin niçin karşılanması gerektiği, politika, hukuk, pedagoji ve dilbilim açısından -özel hikayesini de araya sokarak- ancak bu kadar yetkin ve samimi bir biçimde anlatılabilir.
Bu yazıya ilişkin, ya da bu yazı hakkında aldığım karar şöyle: Bundan sonra karşımda "Kürt dilinde eğitim" konusunda konuşmaya-yazmaya başlayan herkese ilk sorum şu olacak: "Yasin Ceylan''ın yazısını okudunuz mu?"
"Özel hikayesini da araya sokarak" notunu düşmem lafın gelişinden dolayı değil. Türkçe bilmeden başladığı ilkokulu yedi yılda bitiren, "okul okuyamaz" diyerek terziye çırak verilen bir çocuğun iki yıl sonra "basiretli bir din adamının" tavsiyesiyle imam-hatip okuluna kaydettirilmesi ve ardından üç yıllık liseyi bir yılda bitirerek yolunu bulmasına dair bir "anadilde eğitim yasağı" hikayesi bu. "Kişiliğin oluştuğu bir yaşta, başımdan geçen bu talihsiz serüven, üzerimde kalıcı izler bıraktı" diyor Ceylan.
Ceylan, son yıllarda Kürtçe konusunda hükümetin attığı adımları –son on yılda küreselleşme akımının ulus-devlet modelinin temellerini sarstığını ve bu nedenle dünyada azınlık haklarının gündeme geldiğini hatırlatmayı da de unutmayarak- ister Kürt halkına saygısı ister itikada dayalı sebeplerden ("Yaratan''dan dolayı yaratılanı sevmek"/ "Çünkü nihayet Kürtleri de bir yaradan yaratmıştır" diyor Ceylan) olsun "fevkalade önemli adımlar" olarak niteliyor. Hatta, "Kürtlerin bu haklarını kendilerine iade eden iktidara teşekkür etmeleri gerekir. Bu teşekkür kendilerine anadilde eğitim hakkı verilmese de geçerli" diyor.
Yazar, özellikle dikkat çektiği gibi, hakların "iadesi"nden söz ediyor. Çünkü "temel haklar verilmez, bir şekilde alınmışsa iade edilir. Temel haklar insana yapışık haklardır. Onları, insana, hiçbir merci veya otorite bağışlamaz."
Demek ki, Osmanlı döneminde doğu medreselerinde eğitim dili olan Kürtçenin yeniden bir eğitim dili olarak "iadesi"nin zamanı gelmiştir artık.
Bu her satırı çok zengin yazıyı nasıl aktaracağımı bilmiyorum doğrusu…
Ceylan''ın bir zamanlar sıkça yapılan "Kürtçe bir dil midir, bir lehçe midir?" türünden münasebetsiz tartışmalara değinirken -yine "özel hikayesi"nden hareketle- verdiği şu örnek çok hoşuma gitti: "Ben kendim ortaokul öğrencisi iken Porfiryus''un Isagoji''sinin (Aristo''nun Kategoriler kitabına giriş) Arapça çevirisini bir Kürt molladan, Kürt diliyle öğrendim. Bir felsefe kitabı, istikrara kavuşmamış bir dilden öğrenilemez."
Ceylan, bu çerçevede Said Nursi''nin Kürt diliyle eğitim gördüğünü de hatırlatıyor. Bu hatırlatma, benzer bir hatırlatmayı bir zamanlar, "Kürt dili" diye bir dilin olmadığını çok uzaklardan (Japonya mıydı?) bulduğu "uzmanlar"ın şahitliğinde ispat etmeye çalışan rahmetli Gündüz Aktan''a karşı yaptığım için özellikle hoşuma gitti.
"Şimdi, milyonlarca insanımızın kullandığı bir dili, sadece söz ve ses seviyesinde tutmak, yazı ve eğitim dili olmasına karşı çıkmak, onlara dil haklarını vermiş olmak sayılır mı? İçten içe o dilin yok olmasını istemek değil mi?" diye soruyor yazar.
Bırakın işin politik, hukuki yanlarını, meseleye sadece pedagojik açıdan yaklaşsak bile "anadilde eğitim" kabul edilmesi gereken bir taleptir. Çünkü, "Kürtlerin kendi anadilleriyle eğitim görmeleri, daha başarılı olmalarını sağlayacaktır."
Ceylan''ın Türkçe bilmediği için yedi yılda bitirebildiği ilkokul dönemine ilişkin yazdıkları tek bir satırı atlanmadan okunması hak eden türden. İşte bu fasla ilişkin bazı bölümler:
"Türkçenin tek kelimesini bilmiyordum. Bu yeni dil, benim için bir kabustu. Öğretmenin sözlerinden hiçbir şey anlamıyordum. Türkçe konuşan çocukları da anlamıyordum. Türkçe bilen çocuklar da, bu zaafımı görünce, benimle Kürtçe konuşmaz oldular. Benimle alay ediyorlardı. Öğretmen tahtaya kaldırınca ağzımdan tek bir kelime çıkmıyordu. Çünkü soruları da anlamıyordum. Öğretmen dövüyor, çocuklar gülüyordu. .."
"Babam, (…) Kendisi askerde Türkçe öğrenmişti. Ona göre bu kolay bir işti. Durumu düzeltmek için, bana kendisi öğretmenlik yapmaya başladı. Nereden öğrenmişse dört işlemi biliyordu. Bana o küçük yaşımda zorla dört rakamlı çarpma işlemini öğretti. Ama her hata yaptığımda o iri elleriyle tokatlayıp tüm bedenimi duvara yapıştırıyordu. Rakamları öğrendim, toplama, çıkarma, çarpma, bölme. Ama konuşma dilini bir türlü öğrenemiyordum. Sınıfta öğretmen görmesin diye, en arkalara saklanıyordum. Teneffüslerde tek başıma kalıyordum…"
"Sadece annem merhamet ederdi bana, meseleyi bilmemekle birlikte. Çünkü bir mağduriyet yaşadığımı hissediyordu…"
Oldu olacak şu güzel satırları da aktaralım bari:
"Kürt dili eğitim dili olursa sonuçları ne olur diye sorulursa, buna sadece iyilik olur, güzellik olur diye cevap verilebilir. Çünkü hakkın encamından hak ve adalet doğar. Temel hakların doğruluğu, kendileriyle kaimdir, sonuçlarına bakılmaz…"
Okurları olarak bu güzel yazı için teşekkür borçluyuz Yasin Ceylan''a.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.