Tebdil-i lisan

00:0018/05/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
İbrahim Kardeş

Tebdil-i mekânda ferahlık bulunduğunu biliyoruz. Hicretlerin rahmetlere, bereketlere vesile olduğunu da... Lâkin Gülay Göktürk hanımın o içli yazısında işaret ettiği, Cengiz Çandar beyefendinin de teyid ettiği ''gidemeyenler'' taifesinden iseniz, ''tebdil-i mekân'' ferahlığından istifade etmeniz neredeyse imkânsız denecek kadar müşkil olacaktır. Vatandaşlıktan çıkarılmayı icab ettirecek bir vaziyette bulunmayışınız da tebdil-i mekân ihtimalini uzaklaştıran bir başka vâkıa ise şayet, ferahlık arayışı

Tebdil-i mekânda ferahlık bulunduğunu biliyoruz. Hicretlerin rahmetlere, bereketlere vesile olduğunu da... Lâkin Gülay Göktürk hanımın o içli yazısında işaret ettiği, Cengiz Çandar beyefendinin de teyid ettiği ''gidemeyenler'' taifesinden iseniz, ''tebdil-i mekân'' ferahlığından istifade etmeniz neredeyse imkânsız denecek kadar müşkil olacaktır. Vatandaşlıktan çıkarılmayı icab ettirecek bir vaziyette bulunmayışınız da tebdil-i mekân ihtimalini uzaklaştıran bir başka vâkıa ise şayet, ferahlık arayışı yolunda başka çarelerin peşine düşmeniz muhtemeldir.

Bendeniz bu çareleri tefekkür, teemmül ve taharrî eder iken ''tebdil-i lisan'' ihtimaline tesadüf eyledim. Bu ihtimâlin kasvet-engîz evrak-ı matbûa ve mevkûte sahîfelerinden ve dahî dehşet-engîz ekran camlarından gözlerimize ve beyinlerimize fışkırtılan o müstekreh muzahrafattan kurtulma yolunda şifâ-pezîr olmasa dahî teskîn edici bir tesir icra edebileceği gibi bir zanna kapıldım. Bunun sadece bir zan olduğunu, bir hüsn-i zan olduğunu, kat''î bir kanaat olmadığını samimiyetle beyan etmeliyim. İsterseniz bu samimi beyanı bir itiraf addedebilirsiniz.

İşbu zannıma istinâden kıraat eylemekte olduğunuz lisanı ihtiyar eyledim. Bu biraz köhne, hayli ihtiyar işi görülen lisanın memleket sathında cârî olan riyakâr, insicamsız, mantıksız ve mantıksûz ''dil''den daha sahih, daha manidar, daha müessir, daha muhterem vasıflarla mücehhez olacağını düşünüyorum.

Meselâ Çankaya köşkünde altıncı yılını ikmâl etmiş bulunan zâtın "Ben herkese tavsiye ediyorum ki, bu ülkede herkes birbirini kabul etsin, birbirine karşı toleranslı olsun. Birbirine karşı sevgi duysun. Sevgi duyamıyorsa hiç olmazsa saygı duysun. Bunlar ahenk içinde işleyen bir demokratik toplumun icaplarıdır" buyurduğunu 16 Mayıs 1999 tarihli gazetelerde görünce ya hafızanızdan ya gözlerinizden yahut konuşulan dilden şüphe etmez de ne yaparsınız?

İki hafta önce ''bu ülke''nin seçilmiş bir milletvekilini pervasızca ''ajan provokatör'' olmakla itham eden zat, bugün sevgiden, saygıdan, herkesten ve demokrasiden bahsedebiliyor. Bu garip çarkı, bu acip ric''ati ''Dün dündür'' vecizesiyle yahut ''O iş başka, bu iş başka'' yâveleriyle izah etmek mümkün olabilir amma herhangi bir selim aklı ikna etmek, herhangi bir insaflı vicdanı tatmin etmek imkân ve ihtimali yoktur. Hal böyle olunca, böylesine kolayca mânâsız ve muhtevasız bırakılabilecek kelimelerle hitabet de, kitabet de bana hayli giran geliyor.

Bazı tezahürlerini ve mühim bir misalini arz etmeye çalıştığım esbâba mebnî olarak ''tebdil-i lisan'' çaresine iltica etmeye karar vermiş bulunuyorum. Yeni Şafak idarecilerinin ve aziz okuyucularımın bu kararımı anlayışla karşılayacaklarını ümid ve temennî etmekteyim.