Selamlık-İdamlık giysi edebiyatı

00:0017/02/2008, Pazar
G: 2/09/2019, Pazartesi
Cevdet Akçalı

Tarihin kötü mirasıOsmanlı tarihinin bize bıraktığı bazı acı hatıralar vardır. Bunlardan bir tanesi, sadrazamların çoğunun idam edilmesi olayıdır. Bu misaller o kadar çoktur ki, birisine beddua ederken, "İnşallah sadrazam olursun" derlerdi.Cumhuriyet dönemimizde, Adnan Menderes ve iki bakanın idam edilmesi olayı, bu acı hatıralara bir yenisini eklemiştir. Hatta bu olay, Türkiye''de başbakan veya bakan olanlarda bir sekel (hastalıktan arta kalan şey) oluşturmuştur. Buna göre, muhalefet partileri

Tarihin kötü mirası

Osmanlı tarihinin bize bıraktığı bazı acı hatıralar vardır. Bunlardan bir tanesi, sadrazamların çoğunun idam edilmesi olayıdır. Bu misaller o kadar çoktur ki, birisine beddua ederken, "İnşallah sadrazam olursun" derlerdi.

Cumhuriyet dönemimizde, Adnan Menderes ve iki bakanın idam edilmesi olayı, bu acı hatıralara bir yenisini eklemiştir. Hatta bu olay, Türkiye''de başbakan veya bakan olanlarda bir sekel (hastalıktan arta kalan şey) oluşturmuştur. Buna göre, muhalefet partileri bazen açık, bazen kapalı bir tarzda başbakanlara bu acı olayı ima ederek uyarmak istemişler ve iktidarda bulunanlar da, bu tehditlerden korkmadıklarını kanıtlamak için, "Selamlık giysimiz de, idamlık gömleğimiz de hazır" cevabı vermişlerdir.

Bir ülkede, muhalefet partileri, tarihten acı misaller göstererek iktidarı tenkit ve hatta tehdit etmeye kalkıyorsa, o ülkede demokrasinin varlığından bahsedilemez. Gene iktidar sahipleri, bu imadan korkmadıklarını ifade gereği duyuyorlarsa o ülkede demokrasinin varlığından bahsedilemez.

Son günlerde, türbanın yasaklanması veya serbest bırakılması yönündeki tartışmaların şiddetlenmesinden beri, bu konu yeniden gündemimize girmiştir. Muhalefet lideri Baykal, bazen açıkça, bazen da ima yollu, Menderes''in akıbetini hatırlatmakta ve Başbakan da bu hatırlatmaya korkmadığını söyleyerek cevap vermektedir.

Rahmetli Turgut Özal ve Tansu Çiller de "selamlık ve idamlık" giysilerinin hazır olduğunu söylemek gereği duymuşlardı. Yargılanmak ve haksız yere idam edilmekten korkmamanın, takdir edilecek bir yönü vardır. Ancak devlet adamlığı için bu kadar cesur olmak yeterli değildir. Devlet Adamının ilk görevi, milletçe kendisine verilmiş olan makamı koruyabilmektir.

Amerikan Cumhurbaşkanlarından George Washington, "Devlet adamının birinci görevi, oturduğu sandalyeyi korumaktır" demiştir. Bu söz hiçbir zaman, gayri meşru ve anti demokratik yollarla, mevkiini koruma manasına gelmez.

1960 darbesiyle iktidarını kaybeden, Adnan Menderesin durumuna üzülmemek mümkün değildir. Ancak o olaylara üzülürken, Demokrat Partinin milletin oyuyla elde ettiği iktidarı koruyabilmek becerisini gösteremediğini de unutmamak gerekir.

Politikada mazeret

Vatandaşlar milletvekillerini, siyasi partileri kendi sorunlarını halletmek için seçmişlerdir. Onların hiç hoşlanmadığı şey, yapamadıkları şeylere mazeret uydurmak istemeleridir. Seçmen, "Mademki bu şartları bilerek iktidara talip oldun, önüne çıkan engelleri de aşmak zorundasın" der.

Son günlerde iktidarla Ana muhalefet Partisi arasındaki tartışmaya bakalım. Baykal, "Türban serbestîsi sadece üniversiteyle sınırlı kalmaz. Liselere ve ilkokullara da iner. Hatta bu yolla kara çarşaf bile serbest olabilir" demekte ve ondan sonra buna müsaade etmeyecek çevrelerin varlığından bahsetmektedir. Yani 27 Mayıs 1960 olayındaki lisanla, "Zinde kuvvetlerin" buna izin vermeyeceğini" ima etmektedir.

Buna karşılık, Başbakan''ın "beyaz çarşaf" giyerek yoluna devam edeceğini beyan etmesi de, "Selamlığım da, kefenim de hazır" sözüne bir çağrıştırmaktadır. 21''inci asırda artık Türkiye 27 Mayıs 1960 hastalığından kurtulmalıdır.

Şurası bilinmektedir ki, 1959 CHP''si ve İnönü, tek başlarına askeri müdahaleye sebep olmamışlarsa da onu kolaylaştırmışlardır. Bu müdahale sonunda kimin karlı, kimin zararlı çıktığına bakıldığı zaman, diyebiliriz ki, muhafazakâr kesim önde gelen bir kadrosunu kaybetmiş ama başka bir kadro aynı bayrağı alıp götürmüştür. Bu müdahaleyi kolaylaştıran kadro ise, 1960 yılında yere düşürdüğü bayrağı hala gönderine çekememiştir.

Türkiye, gelecek tehlikelere göğüs germeye değil devleti gelecek tehlikelerden korumaya muktedir iktidarlara muhtaçtır. Her Türk vatandaşının özlemi, devleti, onun demokratik yapısını ve birliğini korumaya azmetmiş kadroları görmektir. Bu kadronun iktidar partisinde veya muhalefette olması önemli değildir.