Deniz Baykal"ın dini siyasete alet etmesi

00:0024/12/2007, الإثنين
G: 29/08/2019, الخميس
Cevdet Akçalı

Türk siyasetinde en çok tartışılan konu, seçimlerde siyasi partilerin politikalarında din konusunu alet etmeleridir. Türkiye''de inkılâplar yapılıp bilhassa laiklik prensibinin Türk Anayasası''na girdiği günden beri yapılan her seçimde en çok tartışılan konu bu olmuştur. 1950 yılından beri yapılan bütün seçimlerde, muhafazakâr, başka bir yönüyle dindar olan partiler seçimi kazanmışlardır. DP, AP, ANAVATAN, REFAH ve DYP''yi bunlar arasında saymak mümkündür.İlk bakışta, dini siyasete alet etmek deyince

Türk siyasetinde en çok tartışılan konu, seçimlerde siyasi partilerin politikalarında din konusunu alet etmeleridir. Türkiye''de inkılâplar yapılıp bilhassa laiklik prensibinin Türk Anayasası''na girdiği günden beri yapılan her seçimde en çok tartışılan konu bu olmuştur. 1950 yılından beri yapılan bütün seçimlerde, muhafazakâr, başka bir yönüyle dindar olan partiler seçimi kazanmışlardır. DP, AP, ANAVATAN, REFAH ve DYP''yi bunlar arasında saymak mümkündür.

İlk bakışta, dini siyasete alet etmek deyince aklımıza bir partinin “Ben Müslüman''ım, bana oy ver” diye propaganda yapması gelmektedir. Ancak, başka bir partinin “Filan parti laikliğe karşıdır. İktidara gelirse şeriata dayalı bir rejim getirirler” diye propaganda yapması da dini siyasete alet etmek demektir. Kısaca özetlemek gerekirse, Türkiye''deki genel seçimlerde tarafların birisinde devamlı olarak CHP veya onun mirasçıları, karşısında ise DP ve onun mirasçıları olmuştur. CHP yöneticilerinin çoğu, muhafazakâr partilerin “Allah” kelimesini çok kullandığı için oy aldığını zannetmişlerdir. Bu sebeple de, liderleri İnönü''yü konuşmalarında “Allah” kelimesini kullanmaya teşvik etmişlerdir. İsmet İnönü, dinin siyasete alet edilmesine karşıdır. Ama yapılan seçimlerin birisinde, Başbakan Menderes''in, Konya''daki bir şeyhin müridi olduğunu ileri sürmüştür. Aslında bu iddia bile dini siyasete alet etmenin ta kendisidir.

Geçen günlerde CHP genel Başkanı Deniz Baykal, AKP''nin gayesinin din devleti kurmak olduğunu söylemiştir. Bu konuşma dinin siyasete alet edilmesi değil midir? Muhafazakâr partilerin, “Biz dindarız, bize oy verin” diyerek seçim kazandığını zannedenler çoktur. Olaylar göstermiştir ki, bu şekilde propaganda yapanlar yüzde 3 veya 4''ten fazla oy alamamışlardır.

Türkiye''de muhafazakâr, dindar geniş bir kitle vardır. Biz bu kitleyi bir yazımızda “Cuma Cemaati” diye isimlendirmiştik. Bu kitlenin özelliği, sadece Cuma ve bayram namazlarına gidebilmesi, beş vakit namaz kılamadığına üzülmesidir. Oran olarak bunlar Türk seçmeninin yarısından fazladır. Bu cemaatin iktidarlardan beklediği şey, ''Gölge olma, başka ihsan istemez” felsefesidir. Başka bir yönüyle bakıldığı zaman, bu kitle hem Cuma namazına gittiği için tenkit edenlere, hem de Cuma namazı kılıp da beş vakit namaz kılmadığı için onu ayıplayanlara da karşıdır.

Dikkat edilirse, seçimi kazanan siyasi partilerin, çoğu dindar görünüşlüdür. Bunun için, onların “Ben dindarım, ben muhafazakarım'' demelerine gerek yoktur. Sol partiler ve bilhassa, CHP, sağ partileri dindar, laiklik karşıtı olarak göstermiştir. Yani onlara bu görünüşü kazandıran, CHP''nin bu konudaki iddialarıdır. Türkiye''de dini kimliğini öne çıkararak propaganda yapanlar çoğu zaman oy kaybetmişlerdir. Seçmenler adeta bu partilere, “Ben senin dindar olduğunu söylediğin için sana oy vermiyorum. Ben senin dine saygılı bir parti olduğuna inandığım için oy veriyorum” demiştir. Bu partiler de, Müslüman oldukları tezini açıkça savunmaya başladıkları zaman oy kaybına uğramışlardır. Türk muhafazakar seçmeninin, devletten istediği şey gerçekte dini yaşamlarına dokunulmamasıdır. Türkiye''de devlet Müslümanların ibadetine karışıyor mu sualine açık olarak evet veya hayır denemez. Ancak çok geniş kitlenin bazı sol partilerin, medyada köşe başlarını işgal edenlerin, başka bir deyimle bazı aydınların, tutum ve davranışlarından rahatsız olduğu da inkar edilemez. İşte bu korkudur ki, Cuma cemaatini muhafazakar partilere oy vermeye itmektedir.

Daha önce de bir yazımızda belirttiğimiz gibi, ülke birbirinden korkan iki kitleye ayrılmıştır. Bunlardan birisi, filan parti iktidara gelirse, laiklik elden gider diye korkmakta, diğeri ise filan parti iktidara gelirse, benim namaz kılmama, Kur''an öğrenmeme ve öğretmeme mani olur diye korkmaktadır.

Gerçekte iki tarafın da yaptığı propaganda, din temeline dayanmaktadır. Türkiye''de yapılan seçimlerin sonucu, bu iki korkudan hangisinin daha etkili olduğuna bağlı olmuştur. Bu güne kadar yapılan seçimlerin tamamında seçimleri muhafazakar partiler kazandığına göre, Türk seçmeninin, sol bir parti iktidara geldiği takdirde, devletin dine daha çok müdahale edeceğinden korktuğu sonucu çıkarılabilir. Bugün medyamızın büyük bir kısmından, bürokraside eşi türbanlı olan kaç kişi var, imam hatip okullarından mezun olanlar hangi makama gelmişlerdir bunun çetelesini tutmaktadırlar. Umumiyetle, Türk bürokrasisinde siyasal bilgiler fakültesi mezunları önemli rol oynamıştır. Bunların çoğu da sol eğilimli kimselerdir. Ama kimse, bu fakültenin sol partilerin arka bahçesi olduğu iddiasını ortaya atmamıştır. İşin normal olanı da budur.

“İmam Hatip okullarında mutlaka laiklik karşıtı elemanlar yetişir” gibi bir önyargıyı savunanlar vardır. Bu propaganda dahi bir nevi dini siyasete alet etme manasına gelir. Seçimleri kaybeden sol partiler genellikle muhafazakâr partilerin dini siyasi propaganda aracı olarak kullandıkları için başarılı olduklarını iddia etmişlerdir. Seçimi kazanmak bu kadar basit ise onlara şunu sormak gerekir: Neden siz de aynı şeyi yapıp da seçim kazanmıyorsunuz?

Gerçek şudur: Türk seçmeni, muhafazakâr partiye oy veriyorsa, bunun başlıca sebebi, sol partilerin farkında olmadan, sağ partilerin propagandalarında dini motifler bulunduğunu iddia ederek dindar kesimi ürkütmüş olmasındandır. Bu tarz propaganda dahi dini siyasete alet etmektir.

Kısaca söylemek gerekirse, Türkiye''de seçimlerin kazananı değil kaybedeni vardır.