Bu da geçer ya hu

04:0031/03/2025, Pazartesi
G: 31/03/2025, Pazartesi
Aydın Ünal

13. yüzyıl başlarında Cengiz Han komutasındaki Moğol ordusu İslam topraklarına saldırmaya başladı. Müslümanlar devletçiklere bölünmüş, hükümdarlar birbirleriyle kıyasıya taht kavgalarına düşmüşlerdi. Moğol saldırısını ciddiye almıyor, ittifaka yanaşmıyorlardı. Moğol istilası kısa süre içinde Türkistan, İran, Orta Doğu, Anadolu ve Kafkasya’ya ulaştı. Selahaddin Eyyubi vefat etmiş, oğulları kendi aralarında taht kavgasına girişmiş, Filistin’de bulunan Haçlı orduları Mısır ve Suriye’yi tehdit etmeye

13. yüzyıl başlarında Cengiz Han komutasındaki Moğol ordusu İslam topraklarına saldırmaya başladı. Müslümanlar devletçiklere bölünmüş, hükümdarlar birbirleriyle kıyasıya taht kavgalarına düşmüşlerdi. Moğol saldırısını ciddiye almıyor, ittifaka yanaşmıyorlardı.

Moğol istilası kısa süre içinde Türkistan, İran, Orta Doğu, Anadolu ve Kafkasya’ya ulaştı.

Selahaddin Eyyubi vefat etmiş, oğulları kendi aralarında taht kavgasına girişmiş, Filistin’de bulunan Haçlı orduları Mısır ve Suriye’yi tehdit etmeye başlamışlardı.

Tarihçilerin ifadesiyle Cengiz’in orduları dağlardan coşan seller gibi, çekirge sürüleri gibi akıyor, İslam şehirlerini, milyonlarca Müslümanı, kütüphaneleri, camileri, medreseleri, âlimleri, zirvesinde olan İslam kültür ve medeniyetini silip süpürüyordu.

Moğollar ilk olarak Harzemşah ordusuyla karşılaştılar. Tarihçi İbnü’l-Esir, El Kâmil isimli eserinde savaş meydanını, “O kadar çok kan aktı ki, atların ayakları kaymaya başladı” diye tarif ediyor. Moğollar 1219 yılında İslam ilim ve medeniyetinin parlak şehri Buhara’ya ulaştılar. Moğol askerleri şehri yağmaladılar, halkı esir alıp aralarında paylaştılar, minber ve Mushafları kuyulara attılar, medreseleri, camileri ve diğer binaları ateşe verdiler. Buhara tamamen tahrip edildi.

Sırada Semerkant vardı: Âlimlerin, ediplerin, zenginliğin, bolluğun şehri Semerkant, birkaç gün içinde, bütün nüfusuyla birlikte yok edildi.

1220’de Moğollar Harezm’e girdiler. Şehir teslim olmuştu ama Moğollar şehri yağma ettiler, herkesi kılıçtan geçirdiler, Ulu Cami’yi yaktılar.

Sonra Nişabur, Rey, Hamedan, Herat, Zencan, Kazvin, Tebriz, Merv… Kadınları esir aldılar, çocukları köle yaptılar, insanların kulak ve burunlarını kestiler.

İbnü’l-Esir diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, bizden sonra gelenlerin bu olayla ilgili yazılan ve anlatılanları yadırgayıp olanları imkânsız bulacaklarından şüphe etmiyorum. Bunda da haklıdırlar. Kim bu olayları imkânsız görürse, o günlerde yaşayan âlim olsun, cahil olsun herkes tarafından bilinen bu olaylar hakkında tarih malzemesini toplayan biz tarihçilerin yazdıklarımıza baksın. O vakit olayların doğru olduğunu anlarlar. Müslümanlar, Hz. Peygamber’in zamanından bugüne kadar böyle sıkıntı ve eziyet görmemişlerdir… O yıllarda Müslümanların diğer düşmanı Franklar da kuzeybatıdan gelerek Mısır’a çıktılar. Dimyat gibi önemli şehirleri işgal ettiler.”

1227’de Cengiz ölür ama Moğol mezalimi durmaz. Diyarbakır, Erbil, Konya… Ve sıra Halifeliğin merkezi Bağdat’a gelir. Bağdatlılar Hülagu’nun önünden kaçmak için kendilerini Dicle’ye atarlar. Şehir yağmalanır. Camiler, saraylar, kütüphaneler yok edilir.

Tarihçi İbnü’l-Kuti anlatıyor: “Moğollar, 40 gün boyunca Bağdat halkından yakaladıklarını öldürdüler. İlim ehlinden birçok kimseyi, imamları ve hafızları katlettiler. Camiler, medreseler, zaviyeler bütünüyle tahrip edildi. Şehir, aklını bozmuş ve şuurunu kaybetmiş küçük bir grubun koşuştuğu boş bir saha haline geldi. Yollarda biriken cesetler birer küçük tepecik manzarasını arz ediyordu… Baba oğlunu, kardeş kardeşini bile tanıyamıyordu.”

İbnü’l-Kesir’e göre boğulan ve kaçanlar hariç Bağdat’ta katledilenlerin sayısı bir milyon 800 bin kişiydi. Hilafet sona ermiş, başkent yıkılmıştı.

Tarihçi El Fahri şöyle yazıyor: “Anlatamayacağım şeyler oldu. Olaylar hakkında bir şey sorma! Olanları sen tahmin et.”

Bütün bunların ardından bir de veba salgını başlar. Moğolların öldüremediklerini Veba mikrobu kasıp kavurur.

Her şey bitmiş gibiydi. İslam, bütün kültür, ilim ve medeniyetiyle neredeyse yeryüzünden siliniyordu. Kalan Müslümanların üzerine büyük bir karamsarlık çökmüştü. Dünyadan el etek çekmiş, içlerine kapanmışlardı. Duadan başka ellerinden hiçbir şey gelmiyordu.

İşte tam o esnada devreye Türkler girdi: 1260 yılında Moğollar, Memlükler karşısında Ayn Calut’ta ilk yenilgilerini aldılar ve geri çekilmeye, bozulmaya, çözülmeye başladılar. Anadolu’da Moğol istilası önünde batıya ilerleyen Oğuzlar, Söğüt’te her şeye yeniden başladılar. İslam, Moğollar arasında da yayıldı. Türkler batıda Viyana’ya kadar, doğuda Hindistan içlerine kadar büyük imparatorluklar kurdular. Kütüphaneler, medreseler yeniden doldu taştı. Minareler göğe yükseldi. İslam medeniyeti küllerinden yeniden doğdu.

“Karanlığın en kesif olduğu an, şafağın en yakın olduğu andır.” “Hüzünlenme, Allah bizimledir.” “Allah’ın yardımı yakındır.” “Her zorluktan sonra kolaylık vardır.” ”İslam’ın nuru sönmez” ve dahi “Din’in sahibi Allah’tır”.

Yine püskürtürüz düşmanı. Yıkılanın yerine çok daha iyisini yaparız. Yeniden doğarız. Yeter ki umut olsun, iman olsun.

Her tahammülün sonu bayramdır; Ramazan Bayramınız mübarek olsun.

(Prof. Dr. H. İbrahim Hasan’ın “İslam Tarihi” eserinden yararlanılmıştır.)

#Türkiye
#İslam
#Aydın Ünal