Ay Toy"un Mübârek

00:0019/03/2000, Pazar
G: 11/09/2019, Çarşamba
Ahmet Rıdvan

Kaybolan bir kelime, bir kavram mı; yoksa hayatımıza anlam katan bazı değerler, bir takım içtimâî kurumlar mı iyi düşünmek durumundayız.Arefe günkü yazımda şunları kaydetmiştim: İslâm medeniyeti dairesine henüz girmediğimiz yüzyıllarda, kurban anlamına gelen bir kavramın Türkçe''de bulunduğunu söylemek güç. Meselâ Şamanlık''ta, Göktürk kitabelerine vücut veren eski Türk dinî metinlerinde, ilkel de olsa kurban törenlerine yer veriliyor muydu?"Kuvvetle muhtemeldir ki, Türkler''in Müslümanlığa girmesiyle

Kaybolan bir kelime, bir kavram mı; yoksa hayatımıza anlam katan bazı değerler, bir takım içtimâî kurumlar mı iyi düşünmek durumundayız.

Arefe günkü yazımda şunları kaydetmiştim: İslâm medeniyeti dairesine henüz girmediğimiz yüzyıllarda, kurban anlamına gelen bir kavramın Türkçe''de bulunduğunu söylemek güç. Meselâ Şamanlık''ta, Göktürk kitabelerine vücut veren eski Türk dinî metinlerinde, ilkel de olsa kurban törenlerine yer veriliyor muydu?

"Kuvvetle muhtemeldir ki, Türkler''in Müslümanlığa girmesiyle karşılaştık ilk defa bu tür kavramlarla. Kurban, Kurban Bayramı ve Kur''an''da yer aldığı biçimiyle, Hz. İbrahim''e ve oğluna ilişkin trajik kıssa!.."

Sonra da kurban, kurban oluş, can kurban vs. şeklindeki dil kullanışlarının peşine takılarak, ilk örnekleri ulaşmaya çalışmıştım. Ne diyordu Yunus Emre? "Canım kurban olsun senin yoluna. Adı güzel kendi güzel Muhammed." Ya da diğer bir beytinde olduğu gibi: Kurban kılayım bu canı/Aşka münkir olmayayım."

Sonradan sonraya düşündüm ki, o yazıda verdiğim hükümlerde hayli aşırı gittiğim kanaatine vardım. Yani "Kurban" anlamına gelen bir kavramın, eski Türkler''de bulunmadığı düşüncesinin yanlışlığına!..

Zira bugün hayli gelişmiş bulunan dinler tarihi araştırmaları, kurban ibadet ve törenlerine hemen her dinde tesadüf edildiğini gösterirken, bizim eski Türkler''e ilişkin verdiğimiz hükmün âfâkiliği daha başından belli olmuyor mu?

Hak lûtfu ile toylanmak

Şimdi bu açıdan, gene Yunus Emre''ye âit şu mısralara dikkat edelim: "Beni tatlı dil ile toyladılar.", "Bizi lûtfun ile toyladın ey Hak", "Kulların Hak rahmetiyle toylaya", "Varsın dostu toylasın/Lzzetli nesnedir aşk", "Canını toyla, onat, gelberü gel."

Bu mısralarda toy ve toylamak kelimeleri oluyor dikkatimizi çeken. Toy''un anlamı ziyafet, düğün, eğlence, mutluluk, bu anlamları üreten her türlü tören vs.

"Ey Hak!.. Bizi lûtfun ile toyladın" derken Yunus Emre; Ey Rabbim!.. Bize iman nasib ettin içimizi dışımızı gönendirdin demek istiyor. Bir başka mısrada, "Beni tatlı dil ile toyladılar" derken de, gene bir memnûniyeti, hoşluğu ifade ediyor.

Fakat isterseniz şu mısraya dikkat edelim: "Canını toyla, onat, gel beru gel." Burada "toyla-mak" fiili, giderek daha mücerret bir anlam katmanına doğru yol alıyor. Başlangıçta bildiğimiz düğün, merasim, eğlenme mânâsına gelen kelime yavaş yavaş anlam genişlemelerine maruz kalarak, bu topraklara, ilk geldiğimiz yıllarda, "canını kurban etmek", "can fedâ kılmak" tabirlerinin karşılığı olarak kullanılabiliyordu.

Burada dikkatimizi çeken husus, toy veya toylamak kelimelerinin maruz kaldığı anlam genişlemesidir. Müşahhas olguları ifade eden bu kelimeler, zaman içinde giderek mücerret durumları karşılamaya başlıyor.

Kurban ibadet ve törenlerinin, içtimâî şuur altında ne kadar derin bir yeri bulunduğunu anlamak bakımından, isterseniz biraz daha gerilere doğru gidelim.

Ulu Toy eyle; aç görsen doyur

Dede Korkut hikâyelerinde, oğlu olmayan Dirse Han hatununa şöyle seslenir: "Tanrı Teâlâ bize bir batman oğul vermez, nedendir?" Bu söz üzerine eşi hatun, Dirse Han''a bakın ne diyor:

-Aç görsen doyur, yalıncak görsen donat, borçluyu görsen kurtar gıl. Ulu toy eyle, hâcetin dile!.. Ola ki bir ağzı dualının alkışıyla (duâsıyla) Tanrı bize bir ayâl (evlât) vere."

Burada bildiğimiz şekliyle bir "adak" hadisesi anlatılıyor: Dirse Han evlât dileğinde bulunacak. Ama bunun için de, önce ulu toy eylemesi gerekiyor. Yani büyük bir ziyafet!.. Umum halkın yanı sıra, ağzı duâlı ak-sakallılar davet edilecek bu toya.

Dikkat edilirse bu toy; herhangi bir düğün ve eğlence merasimini hatırlatmıyor bize. Daha ziyade dinî bir tören bu. Anadolu''da örneklerine bol bol şâhidi olduğumuz adak törenlerinde olduğu gibi.

Bugünkü kullandığımız Türkçe''de, eski yüzyıllarda olduğu gibi toy, toylamak, toy toylamak gibi tabirler kullanılmıyor artık. Bir an geliyor, bazı kelimeler, aynen gökte bir yıldızın kayışı gibi hayatımızdan kayıp gidiyor. Bir daha hatırlanmaz oluyor. Burada kaybolan bir kelime, bir kavram mı; yoksa hayatımıza anlam katan bazı değerler, bir takım içtimâî kurumlar mı iyi düşünmek durumundayız. Tarımsal yaşamalardan bugünlere ulaşırken; ne tür değerleri, sağlıklı içtimâî yapıları, binlerce kelime, kavram, deyim, mecaz ve ata sözünü geride bıraktığımızı hatırlayacak olursak kasdımı daha iyi ifade edebileceğimi sanıyorum.

Bu tabirlere şimdilerde ancak Doğu, Azeri ve Kerkük türkülerinde tesadüf edebiliyoruz. Meselâ Diyarbakır''ın Kına türküsü "Mübârekî"de, bakın nasıl geçiyor: "Mübârek mübârek yüz bin mübârek/Güveyin toyu olsun mübarek." Diğer bir halk türküsünde de şöyle deniliyor: "Haydi gedah (gidelim) toyuna/Kurban olam boyuna/Kına yakah (yakalım) eline."

Toy''dan kurban''a evrilme

Eski Türkler''de toy, o kadar mühim bir dinî/içtimâî törendi ki tahmin edemezsiniz. Çocukların doğum, ad koyma, düğün ve ölüm, toyları çok mühimdi. Hele büyük saltanat toyları!..

Ölülerin arkasından düzenlenen toylar, daha özel bir adla adlandırılırdı. Ayrıca dilek ve hacet toyları yapılırdı. Dirse Han''ın düzenlediği toy işte bu gruba giriyordu. Bunların dışında yemin, uğurlama, karşılama, yurda dönüş, zafer toyları yapılırdı. Nitekim bugünkü sünnet düğünlerinin karşılığı o zaman için "oğul toyu" iken; kız veya gelin toyunu da bugün düğün kelimesiyle karşılamaktayız.

Dinî/içtimâî bir kurum olan toy toylamak ile, bugünkü kurban merasimi arasında acaba bir ilişki var mıdır? Buna da yarınki yazımda temas edeceğim.