T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 3 MAYIS 2006 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Şu sıkıcı ortaoyununa bir son verin artık!

Hiç üşenmedim, kişisel arşivimi taradım; her yıl, duruma göre, bir ya da iki Nazım Hikmet yazısı yazmışım. Biraz zorunluluktan, biraz konu sıkıntısı, biraz da gündem öyle gerektirdiği için.

Hayır, şiirini sevmem.

Daha doğrusu, pek az şiiri bana hitap eder. Kendi dönemi ve koşulları içinde değerlendirildiğinde "modern"dir, "öncül"dür, şudur budur da, ifrazat sayılabilecek şiiri çoğunluktadır. Üstelik, romanları ve oyunları da çok kötüdür.

Duruşunu sevdiğim de söylenemez.

Hayır, "komünizan fikirleri" savunduğu için değil... O dönemin komünizminden ne olacak ki? Mustafa Kemal'i "sonuna kadar gitmemekle" suçlayan birtakım küflü tüfeklerin savunduğu güya "üleşmeci" devlet kapitalizmi. Nazım'ın savunduğu komünizm böyle bir şeydi. Bu yüzden peşine hafiyeler takıldı, hapislere atıldı, süründürüldü ve gerçekten çok yazık edildi.

Hâlâ yazık ediliyor.

Kaç yıldır, "Nazım Hikmet'e iade-i itibar yapılsın mı, yapılmasın mı? Mezarı Türkiye'ye getirilsin mi, getirilmesin mi? Başına bir çınar ağacı dikilsin mi, dikilmesin mi?" meselesini tartışıyoruz. Bu yıl da, öyle görünüyor ki, "Vatandaşlık hakkı verilsin mi verilmesin mi?" konusunu tartışacağız.

Bana göre saçma bir tartışma.

Devletlunun (daha doğrusu, geniş bir bürokrat kesimin) giderek artan Nazım Hikmet merakı, her perdeden yükselen "O aslında vatan haini değildi, o bir vatan şairiydi" itirazları ve televizyonlardaki bol yazıklanmalı programlar zaten bir tür iade-i itibardı.

Hem, kim kime itibar arıyor?

Nazım'ı zindanlarda çürütenler çok mu muteberdiler?

Kaldı ki, Nazım, dil duyarlığı olan bir sanatçıydı, mezarı uzaklarda da olsa, Türkçe'ye kattıklarıyla "burada", yani çok sevdiği ve ölmek istediği ülkede yaşıyordu ve zaten muteberdi.

Geçenlerde televizyonda gözüme ilişti: Devrimci-münazaracı arkadaşlar, stüdyoya toplaşmış, öfkeli bir ses tonuyla, Nazım'a nasıl gadredildiğini tartışıyor...

Nasıl gadredilmiş?

Bilgi yok.

Peki, Nazım nasıl ve hangi şeraitte Türkiye'yi terketmiş? Bilgi yok. Hangi suçunun karşılığı olarak 13 yıl cezaevinde yatmış? Bilgi yok. Onu cezaevinde yatıranlar kimlermiş? Bilgi yok.

Nazım'a gadredenler Sabahattin Ali'ye, Mehmed Akif'e, Necip Fazıl'a, Kemal Tahir'e, Orhan Kemal'e, Niyazi Berkes'e, Arif Oruç'a, Sabiha ve Zekeriya Sertel'e ne yapmışlar?

Bilgi yok.

Eee, bilgin yoksa ne işin var oralarda? Nazım'ı hapse tıktıran kişinin kim olduğunu bilmiyorsan, Sabahattin Ali'yi kafasını odunla parçalayıp öldürmek fikrinin hangi çılgın Türk'e ait olduğundan bihabersen ne diye çıkıyorsun o programlara?

Evet, Nazım'a iade-i itibar yapılsın.

İsteniyorsa mezarı Türkiye'ye getirilsin.

Başına bir çınar ağacı dikilsin.

Bakanlar Kurulu da bir an önce toplanıp vatandaşlık hakkını iade etsin.

İyi olur.

Böylece, hem, şelek şelek Moskova'lara taşınıp şairin mezarı başında ideolojik ve sosyal içerikli mesajlar veren "jakobin" arkadaşlarımızı oralara kadar yormamış oluruz, hem de giderek sıkıcı bir ortaoyununa dönüşen "iade-i itibar gösterileri"nden kurtulmuş oluruz.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi