Türkiye, dış politik bir boyut kazanan, çözüm-siyaset hattından tümüyle çıkan, Kürt hareketinin silah tercihli stratejisi karşısında, genel olarak Kürt meselesinde ne yapmalı?
Sorulara yanıt aramak için çözüm süreci günleri geri dönmekte fayda var.
Çözüm süreci döneminin bugüne oranla iki önemli özelliği bulunuyordu.
İlki Türkiye'nin Kürt meselesinin hem tanımı ve alanı itibariyle, hem çözüm araçları ve hedefi açısından bu sürecin “ulusal sınırlar” içinde yer almasıydı. Irak ve Suriye Kürtleri ve Kürt hareketlerinden görece bağımsız, merkezi Güneydoğu ve Türkiye olan bir işleyiş söz konusuydu.
İkinci özellik ise “siyaset” kavramının özünde gizliydi. Çözüm fikri, Kürt meselesinin temelini egemenlik ya da egemenlik paydaşlığı hususunu demokratik bir dönüşüm projesi çerçevesinde ele alıyordu. Silah bırakma ve af gibi mekanizmalarla hem entegrasyon hem eklemlenmeyi bir arada varsayan bir nitelik taşıyordu. Sorunun hak ve özgürlük boyutu, alan kontrolü boyutunun önünde duruyordu.
Bugün gelinen nokta malum. Davutoğlu, retoriği ileri götürerek “
” söylüyorsa, gerek devlet algısı gerek sorunun dinamikleri açısından manzaranın nereden nereye geldiği bellidir.
Bölge dinamikleri, devletin çözüm sürecini ağırdan alması, Kürt tahayyülü ve stratejisinde yaşanan değişikliklerle gelinen son noktanın iki temel özelliği şu:
Bu iki kritik değişikliğin somut sonuçları ortada:
PKK-PYD Rusya, İran gibi ülkelerle dirsek teması içinde ve türlü ittifaklarla Kuzey Suriye'de kantonları birleştirerek bir siyasi alan oluşumu politikası izliyor. Türkiye'nin Kürt bölgesini de bu oluşumun bir devamı olarak görüyor. Türkiye topraklarında yürüttükleri sokak savaşlarının anlamı bu. Kürt sorununun merkezini yeni koşullar, imkanlar ve ittifaklar çerçevesinde bir bakıma Türkiye'den Suriye'ye taşınmış bulunuyorlar.
Siyasi iktidar ise kendisi açısından bu girdabı dışarıdan set çekerek durdurmaya çalışıyor. Ancak bölge dinamikleri, Batı, Rusya ve İran'ın ulusal çıkarları dikkate alındığı takdirde bu konuda başarı son derece zor görünüyor. Bu durum, ayrıca Türkiye içinde sürekli kriz alanları ve çatışma bölgeleri varlığını ima ediyor. Kaldı ki, bu tür bir ilerleyişin yarın çok daha sıkışık durumlar üretebileceğini tahmin etmek hiç zor değil.
Buradan geri dönüş mümkün müdür?
Siyasi olarak her şeyi zorlamak mümkündür.
İlk yapılması gereken
dir.
Bunun yolu, Güneydoğu'daki çatışmaların durdurulması ya dondurulmasıyla açılır, İmralı'nın devreye sokulmasıyla tekrar uzlaşmaya yönelik siyaset sürecinin harekete geçirilmesiyle devam eder. Bu kapı, devletin elinde güç ve imkanlarla, Kürt hareketinin izlediği keskin stratejiye rağmen açılması, en azından zorlanması mümkün olan bir kapıdır. Siyasi iktidarın bu istikamette bir söylem kullanması, kimi meşru siyasi temaslara, örneğin HDP'yle, yol vermesi bile iklimi değiştirebilir.
İkinci atılması gereken adım ise,
ve o alana serbestiyet tanımasıdır.
Rojava'yı demokratik açıdan kuşatmak, PKK'yı ve varsa ayrılıkçı beklentisini o bölgeye itmek dahil, Kürt tahayyülüne yol ve yön vermek, model oluşturabilecek bir çözüm süreciyle paralel hayata geçirebilir. Bunun için Irak, Suriye ve Türkiye Kürtlerinin modellerine ve varlığına ayrı ayrı bakmak, Rojava'nın siyasi özgül ağırlığını ve o bölgede tarihsel olarak bir Kürt oluşumunun kaçınılmazlığını görmek yeterlidir.
Tehdidi bertaraf etmenin yolu budur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.