Yarın İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İstanbul’da “Kudüs” özel gündemiyle olağanüstü toplanacak. Toplantıda İslam ülkelerinin hangi seviyede temsil edileceği, meseleye hangi ülkenin nasıl bakacağının da işareti olacak. Acaba, Arap dünyası İstanbul’daki İİT toplantısına nasıl bakıyor? Toplantıda alınacak kararlar konusunda nasıl tepkiler verecekler?
Arapları özel bir paranteze almakta da yarar var. Zira Araplar bugünlerde “İslam ülkesi” olmaktan daha çok Arap olmakla ilgileniyorlar.
Zira Kudüs’ün İsrail tarafından işgali meselesi, İskoç takımı Celtic’in taraftarının ilgisini çektiği kadar Arap liderlerinin ilgisini çekmiyor maalesef.
İİT toplantısında Kudüs’ün statüsüyle ilgili oldubittiye verilecek ortak sesin gücü önemli. Ancak o ortak bildiriye kadar nasıl bir atmosfer bizi bekliyor, onu da merak etmiyor değilim hani!
Peki, Amerika Başkanı Trump’ın bir oldu bitti üzerinden Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesinin Arap sokağındaki yansıması liderler düzeyinde anlaşılabildi mi?
Sorunun cevabı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Bahreyn’in, Mısır’ın ve elbette Suudi Arabistan’ın son bir haftada yaptıklarında gizli. İsrail ile açıktan ya da gizli görüşmelerden tutun da, “İsrail ile savaşmak caiz değildir” fetvalarına kadar her bir tutum ve söylem bize bir şey söylüyor aslında.
Arap liderlerin hiç de sokağın nabzını tuttukları söylenemez. Bilakis sokağa kulaklarını tıkamış ve Evanjelistlerin, Siyonistlerin akıl hocalıklarını kabul etmiş görünüyorlar.
Belli ki İsrailoğullarını, “amcaoğlu” olarak tanımlayanlar açısından, müttefikliğin tanımı da değişmiş. Amcaoğulları yani Araplar ve Yahudiler müttefik olmuş. Hangi düşmana karşı derseniz. Elbette Arap olmayan Müslümanlara karşı!
100 yıl önce Şerif Hüseyin isyanı yalnızca, Zeytindağı’ndaki Cemal Paşa’nın akıl almaz uygulamalarına karşı değildi. Şerif Hüseyin’in motivasyonunun arkasında elbette “istilacıların” kurmay zekası da vardı. Lavrence bunlardan sadece bir tanesiydi. Sonunda Lavrence aklı, Kudüs’ü Osmanlı’nın elinden çıkardı. Sonrasında tüm Arap Yarımadası’nı…
Bugün Arap milliyetçiliğinin bir başka versiyonuyla karşı karşıyayız. Arap milliyetçiliğinin yeni versiyonunun arkasındaki motivasyon da tıpkı 100 yıl önce Lavrence üzerinden geliştirilen Osmanlı düşmanlığı gibi. Çağdaş Lavrenceler üzerinden Türkiye, İran düşmanlığına dönüştürülüyor, Arap milliyetçiliği.
Yarın İİT’nin ortak bildirisini sabırsızlıkla bekleyeceğiz. Zira oradan çıkacak mesaj, kimin nerede nasıl durduğunu ve samimiyetin testi olacak. Bakalım bazılarının “amcaoğlu” diyerek sahiplendiği İsrail İTT ortak bildirisine nasıl sızabilecek mi?
Araplar için test günü yarın!
Ve aynı konuşmada konuyu Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen PYD/YPG-PKK terör koridoruna getirmişti.
PYD/YPG-PKK ile DEAŞ yüzünden birlikte olduklarını her fırsatta söyleyen Amerikalılar son bir şey daha yaptı. DEAŞ’ı Rakka’dan PYD/YPG-PKK ile birlikte tahliye etti. Suriye’de ve Irak’ta DEAŞ kalmadı. Ama Amerika 500 milyon dolarlık askeri yardım adı altında PYD/YPG-PKK’ye silah ve mühimmat vereceğini açıkladı.
DEAŞ Suriye’de ve Irak’ta artık yoksa. Hatta Irak merkezi iktidarı pekişiyor, Suriye’de iç savaş sona eriyorsa, Amerika’nın PYD/YPG-PKK’ye yardımı ne anlama geliyor?
Sorunun cevabı yukarıdaki cümlede gizli.
Amerika Türkiye için öngördüğü planı uygulamaktan henüz vaz geçmiş değil. O yüzden sonuna kadar direneceğiz. Direnerek kazanacağız. Direncimizi zafiyete uğratacak içimizdeki aparatları da tek tek temizleyeceğiz.
Bu yoldan artık geri dönüş yok.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.